<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kastamonu Haberleri – Güncel, Tarafsız ve Yerel Gelişmeler | art37haber.com</title>
    <link>https://www.art37haber.com</link>
    <description>Kastamonu’dan son dakika haberleri, yerel gelişmeler, ekonomi, spor ve yaşam içerikleri art37haber.com’da. Kastamonu gündemini anında ve doğru kaynaktan takip edin.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.art37haber.com/rss/kose-yazilari" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 04:24:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/rss/kose-yazilari"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[TAPUSU OLANLAR DİKKAT. TAPU İŞLEMLERİNDE KISA MESAJ (SMS) UYGULAMASI BAŞLADI]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/tapusu-olanlar-dikkat-tapu-islemlerinde-kisa-mesaj-sms-uygulamasi-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/tapusu-olanlar-dikkat-tapu-islemlerinde-kisa-mesaj-sms-uygulamasi-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<strong><span style="color: #000000;">e-devlet üzerinden TAPU SMS kaydı yaptırmadıysanız eviniz işyeriniz arsanız sizden habersiz satılmış olabilir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü  tapuda yapılacak alım-satım ipotek haciz gibi işlemlerde mülk sahibini SMS yoluyla uyaracak. Vatandaşa 'Tapu müdürlüğünde  ..... sıra no ile ............şu işlem yapılmaktadır' şeklinde mesaj gelecek. İşlem vatandaşın bilgisi ve isteği dışında ise vatandaş ilgili Tapu Müdürlüğü ile irtibata geçerek uygulamaya müdahale edebilecek.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">VATANDAŞ NASIL MÜRACAAT EDECEK?</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Önce e-devlet kapısı uygulamasını cep telefonuna indirecek.  e-devlet şifresi ve mobil imzaya sahip vatandaşlar cep telefonundan Turkiye.gov.tr web adresine girilecek.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu ve Kadastro linki tıklanacak.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">e-devlet Kapısı Üzerinden Sunulan hizmetler başlığındaki TAPU TELEFON BİLGİLER BEYAN kısmına cep telefonu bilgisini girerek         T.C. no ile eşleşen taşınmazla ilgili olarak kimlik ve adres bilgilerini güncelleyecek.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ LİNKİ TIKLANDIĞINDA  E-DEVLET ÜZERİNDEN VERİLEN HİZMETLER.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">E-DEVLET KAPISI ÜZERİNDEN SUNULAN HİZMETLER.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu bilgileri sorgulama</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu ve kadastro harç ve döner sermaye sorgulama</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Elektronik belge yönetim sistemi ile belge doğrulama</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu taşınmaz beyanı</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu telefon bilgileri beyan.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">KİMLİK DOĞRULAMA HİZMETLERİ</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Satış işlem başvurusu</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu kayıt belgesi</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tusaga-kayıt sistemi kullanıcı işlemleri</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Web tapu işlemleri</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">KURUMA AİT İNTERNET SİTESİ ÜZERİNDEN SUNULAN HİZMETLER</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Satış işlem başvurusu</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Tapu kayıt belgesi</span></strong>

<img class="alignnone size-medium wp-image-23418" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2022/02/tapu-dolandiriciligi-icin-yeni-onlem-kisa-mesaj-ile-bilgi-donemi-500x266.jpg" alt="" width="500" height="266" />



</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Ekonomi, Güncel, Yerel, Analiz, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/tapusu-olanlar-dikkat-tapu-islemlerinde-kisa-mesaj-sms-uygulamasi-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Feb 2022 12:48:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2022/02/tapu-dolandiriciligi-icin-yeni-onlem-kisa-mesaj-ile-bilgi-donemi.jpg" type="image/jpeg" length="92444"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BOZKURT DURUŞLU KÜRŞAD TAVIRLI VE TURAN DÜŞÜNCELİ BİR ALPEREN]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/bozkurt-duruslu-kursad-tavirli-ve-turan-dusunceli-bir-alperen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/bozkurt-duruslu-kursad-tavirli-ve-turan-dusunceli-bir-alperen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<strong><span style="color: #000000;"><em>KIBLE YÜREKLİ, “GÜL” GÖNÜLLÜ, HİLÂL BAKIŞLI,</em></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"><em>BOZKURT DURUŞLU, KÜRŞAD TAVIRLI</em> <em>VE TURAN DÜŞÜNCELİ BİR ALPEREN:</em></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">EROL DOK</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Bilsinler ki adam gider ad kalır”</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Şehriyâr</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> Gönül hânemize yine bir hazan rüzgârı esti. Ölüm, her zaman olduğu gibi yine “erken gelen” yakıcı bir nefesti. 30 Ekim 2021 günü öğleden sonra aldığımız acı bir haberle zaman birdenbire durdu. Gözlerimiz bulutlanırken boğazımıza sanki bir yumruk oturdu. Ve bir kez daha kelimelere sığmayan derin bir ıstırapla yüreğimiz kavruldu…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">80 öncesinin o zor günlerinde “dîn ü devlet mülk ü millet” aşkıyla vatan müdafaası yapan; başı dik, alnı ak, sevdâsı Hak olan, “Kevser akan, ‘Gül’ kokan”<sup>[1]</sup>, Türk’ün yürek sesi, Türk Dünyası’nın beşik kertmesi, ideâlizmin son efsânesi, Anadolu’nun alın teri, “Bu Ülke”nin<sup>[2]</sup> yerlileri olan; fakirin “Onlar” diye vasfettiği kadim ülkücülerden, “mazlum ve mahzun bir neslin”<sup>[3]</sup> önde gelen isimlerinden Erol Dok kardeşimiz de geçirdiği kalp krizi neticesi ansızın gurûb etti.  Tıpkı şâirin;  “Yaşarken doludizgin, ölüvermek apansız”<sup>[4]</sup>  mısraında ifâde ettiği üzere, bir ikindi güneşi gibi...</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">‘Eylül’ün Kırdığı Güller’in<sup>[</sup><sup>5]</sup> gönülleri her dem genç olsa da, bu ideâlist insanlar saçlarından, sakallarından giymeye başladıkları beyaz kefenleriyle zâten her geçen gün biraz daha günbatımına doğru yol alıyor ve dünya gurbetini mesken tutanların sayısı Kıbrıs gâzîleri gibi gitgide azalıyor. <em>“Allah’ın takdir ettiği vâdeyi”</em><sup>[6]</sup> dolduranlar; “kûs-i rıhlet”<sup>[7]</sup> çalınca, sonbaharda sararan yapraklar misâli bir bir düşüyor dalından… <em>“Ircı’i”</em><sup>[8]</sup>  emr-i İlâhisine uyarak; ölümle, ölümün öldüğü ölümsüzlük diyarına hicret ediyorlar bu hayat masalından…  </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">  Biliyoruz ki; bir ezan ve bir salâ arasında yaşanan ve “ölüm için yazılmış bir kasîde”den<sup>[9]</sup> ibâret olan fânî âlemdeki dünya hayatı sayılı nefeslerle sınırlıdır. Her soluk alışımız bir şeyler eksiltir bu dünyadaki ömür sermayemizden…  Takvim yaprakları birer birer azalır, saç sakal ağarır, gün akşama yaslanır ve farkına var/a/masak da göç davulu bir gün bizim için de çalmaya başlar… Zâten her kalp atışımız ve her nefes verişimiz, kendi ecelimizin ayak seslerinin bize biraz daha yaklaştığının habercisi değil midir? Niyâzî-i Mısrî bir nutk-ı şerifinde bu hâli;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Can yatar gâfil, binâsı oldu vîrân, bîhaber.”</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">mısrâlarıyla çok veciz bir biçimde ifâde etmiştir.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Muhakkak ki her insan için hayat güneşi gurûb ederken; zaman birden kırılır, gün batar, söz biter, kalp durur ve ibre sona vurur…  Yahyâ Kemâl de “bu bezmin encâmı”nı bir rubâîsinde;  </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Bir bitmeyecek şevk verirken beste,</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir.”<sup>[10]</sup></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">diyerek, ölümü ölümsüz bir beyitle dile getirmiştir.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Unutmamamız gerekir ki ölüm, <em>“Her nefsin mutlaka tadacağı”</em><sup>[11]</sup> ve inkârı katiyen mümkün olmayan apaçık bir hakîkattir. Ölüm, inancımıza göre fânî hayâta son noktayı koysa bile, Bâkî Âlem’e vâsıl olmamızı sağlayan bir mukadderattır. Ölüm; <em>“Allah’tan geldik, dönüş yine O’nadır”</em><sup>[</sup><sup>12]</sup> emr-i İlâhî’sine icâbet etmekle başlayan bir vuslattır. Ölüm; her lahzâ kendisini bize hatırlatan, ama bizim bir türlü tam olarak  idrak edemediğimiz “En büyük vâz ü nasîhattir.”  Ölüm, kimileri için “şeb-i arus”, kimileri için “nev-ruz”, kimileri için fîrâk, kimileri için son duraktır. Kimileri içinse, “âsûde bahar ülkesi”nin<sup>[13]</sup> giriş kapısında koklanan bir katmer güldür.  Ölüm, mü’minler için aslâ son nokta değil, ancak bir noktalı virgüldür…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">İşte ölümü böyle bir idrak ile anlamış, bu inanç ve îman ile ölümü hayatın merkezine koymuş olan; Kıble yürekli, “Gül” gönüllü, Hilâl bakışlı, Bozkurt duruşlu, Kürşad tavırlı, Turan düşünceli ve “Bir Güzel Ülkü”ye<sup>[14]</sup> sevdâlı çok değerli kardeşimiz,  azîz ülküdaşımız Erol Dok; 30 Ekim 2021 günü öğleden sonra, <em>“Ircı’i”</em>   fermân-ı İlâhisindeki dâvete icâbet etmiştir. Erol Dok;  Allah(c.c.)’a, Rasûlullâh(s.a.v.)’a ve “evvel giden ahbâba” vuslat için -hep arzu ettiği gibi-  “bir cumartesi günü” hâl diliyle;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> “Kurulu yayımdan çıktım,</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Ok olur Sana gelirim.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Var olmak bu ise bıktım,</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Yok olur Sana gelirim.”<sup>[15]</sup></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> diyerek Hakk’a yürümüş ve “Gittikçe Artan Yalnızlığımız”a<sup>[16]</sup> yeni bir yalnızlık daha eklemiş;  âilesini, sevenlerini ve ülkücü câmiâyı çok büyük bir acıya gark edip,78 kuşağını da “yetîm-i akran” bırakarak fânî dünyadan ebedî hayâtın yaşanacağı Âhiret Yurdu’na göçmüştür. </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Gencinden yaşlısına Erol Dok’u tanıyan bütün ülkücüler, bu ânî kaybın ıstırabıyla sarsılıp, târifsiz  bir hicrân duygusunu ve onu kaybetmenin üzüntüsünü -Başbuğ’dan ve Muhsin Başkan’dan sonra- yüreklerinin başında bir kere daha duymuştur. Gönüllerimizi hüzün bulutlarının melâli kaplayıp, “Ah mine’l-mevt” nidâsı dudaklarımızdan dökülürken, yâdımıza gelen -ve sanki Erol Dok için söylenmiş olan- Şehriyâr’ın “Bilsinler ki adam gider ad kalır” mısraı da dilimize vird-i zebân olmuştur…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">* * *</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Erol Dok’un Âlem-i Cemâl’e yürümesiyle bir kere daha; 12 Eylül öncesi yaşanan olaylar, Türk milletinin ateş çemberinden geçtiği 70’li yıllarda ülküdaşlarımızın;  mukaddesatımıza, vatanımıza ve Ay Yıldızlı bayrağımıza sâhip çıkmak adına kelle koltukta verilen çetin mücâdeleler; baharlarımıza kan damlayıp, “Dev ömürlerin bir namluya sığdığı”<sup>[</sup><sup>17]</sup> o zor günler, birbirimize canımızı emânet ettiğimiz yıllar; 12 Eylül’de çekilen çileler, C-5’te, Mamak’ta Türk milliyetçilerine revâ görülen en şen’î zulüm ve işkenceler,  “taş ve demir gurbeti” olan cezâevlerinin Medrese-i Yusûfiyelere tebdîl edildiği devirler, “Tarafsızlık adına denge politikalarına malzeme yapıldığımız oduncu kantarına benzeyen 12 Eylül adâletinin (!)”<sup>[</sup><sup>1</sup><sup>8]</sup>  kurduğu îdam sehpalârı,  “urganlı şafaklardan nurlu basamaklara”<sup>[1</sup><sup>9</sup><sup>]</sup> yürüyen yiğitler hayâlhânemde canlandı yeniden… Erol Dok kardeşimiz gibi cezaevindeyken 11 Mart 1985’te babası vefât eden, ancak bundan haberdâr edilmeyen, bu durumu bilen “Taş medrese”deki ülküdaşları tarafından -rahmetli Aziz Dok amcanın rûhuna bağışlanmak üzere- bir hatm-i şerif okunan; Erol kardeşimizin “Bu hatmi kimin için tilâvet ediyoruz?”  sorusuna Muhsin Başkan’ın; “Bir ülküdaşımızın babası için!” diye cevap verdiği hüzün ve kahır dolu günler,  “Öz yurdunda garip”<sup>[20]</sup> kalan, öz vatanda gurbeti yaşayanlar ve hiç cezâ almadan yıllarca hapis yatan ülkücüler,  cezâevlerinden çıkar çıkmaz dâvâları için harekete geçip; “Nerede kalmıştık!” diyen ideâlistler, 90 sonrası yaşanan gelişmeler, siyâsî ve içtimâî değişmeler, partileşmeler, seçimler, ittifaklar, ayrılmalar, ayrışmalar ve 2000’li yıllardaki hâdiseler bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Ve hiçbir zaman ideâllerinden tâviz vermeyen, ülkücü çizgisinde aslâ kırıklık olmayan Erol Dok’un dâvâ adamlığı, özü sözü, içi dışı bir hâli, o mütevâzı duruşu ve güler yüzü sanki karşımda kıyam ederken;  küllenmiş hâtıralarımız, ülkücülükle ilgili hayâllerimiz, hür düşünce ve sivil milliyetçilik üzerine fikir teâtilerimiz, dînî ve millî konulardaki sohbetlerimiz ve onun her yıl Muharrem ayında Ayvalı’daki evlerinin bahçesinde tertip ettiği ve bütün ülküdaşlarını bir araya getirdiği aşûre ikramları düştü yâdıma… Vefâtından 15 gün önce Gönüllerde Birlik Vakfı’nda yaptığımız sohbette; “Bizim neslin, aksakallı 78 kuşağının; Türk milliyetçilerinin geleceği için yapması gereken en önemli görev, hiçbir siyâsî beklenti içine girmeden, genç ülkücülere rehberlik etmek ve ülkücü hareketi 80 öncesi fabrika ayarlarına döndürmektir.” ifâdesindeki  inanmışlık, adanmışlık, ideâlistlik, hiçbir zaman heyecanını kaybetmeyen ve en olumsuz şartlarda bile pes etmeyerek dimdik ayakta duran “Yenildiğiniz zaman değil, yorulduk dediğiniz zaman mağlup olursunuz”<sup>[</sup><sup>1]</sup> anlayışındaki dâvâ şuuruna sâhip olan Erol gardaşımızın gençlikten günümüze azîz   hâtıraları da düştü dîl-i nâşâdıma…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">                                                 * * *</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Erol Dok; aslen Trabzonlu olup, 1957 yılında Ankara’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Ankara'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesini bitirdi. 12 Eylül 1980 öncesi Ülkü Ocakları’nda, Ülkücü Gençlik Derneği’nde çeşitli kademelerde görevde bulundu ve Genel Merkez’de de yöneticilik yaptı. 12 Eylül askeri darbesinin ardından, ülkücü hareketin lider kadrosundaki arkadaşları gibi C-5’te akıl almaz zulüm ve işkencelerden geçti. 19 Ağustos 1981’de başlayan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda 83 numaralı sanık olarak îdamla yargılandı. Ankara Ulucanlar ve Mamak Askeri Cezaevlerinde 5 yıla yakın tutuklu kaldı, ancak cezâ almadan tahliye oldu.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> Muhsin Yazıcıoğlu’nun 7 Temmuz 1992 günü açıkladığı ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran “Millî Mutâbakat Çağrısı”nın, yazılması, düzenlenmesi ve yayımlanmasını organize eden Erol Dok;  1998 yılında “Yeni Bir Dünya için Yeni Bir Türkiye / Millî Mücadele’den Millî Mutabakat’a Muhsin Yazıcıoğlu” adlı SEBA Yayınları’ndan çıkan kitabı da yayına hazırladı. Ayrıca 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’yi işgâl etmeyi amaçlayan FETÖ’cü hâin darbe teşebbüsünü ve bu ihânet girişime karşı Türk milletinin tarihe altın harflerle yazdığı direniş destânını anlatan, bizâtihi kendisinin ve arkadaşlarının yaşadıklarını dile getiren ve fotoğraflarla desteklenen “Bir Daha Yaşanmaması Gereken Günler” isimli 15 Temmuz gecesini anlatan belgesel niteliğindeki kitabı da 2017 yılında Gönüllerde Birlik Vakfı tarafından yayımlandı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Türk Ocakları, Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, Türk Ziraat Mühendisleri Birliği ve Vakfı, Türk Kooperatifçilik Kurumu ve Vakfı gibi çeşitli dernek ve vakıflarda danışma ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulunan Erol Dok; Büyük Birlik Partisi kurucularından olup, Başkanlık Divanı’nda da görev yaptı. Muhsin Başkanın şehâdetinin ardından fiilî siyaseti bıraktı ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun ideâllerini yaşatmak için kurulan  “Gönüllerde Birlik Vakfı”nın Kurucu Mütevelli Heyeti üyeleri arasında yer aldı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Erol Dok; 22-31 Ekim tarihleri arasında ATO Congresium’da gerçekleştirilen 16. Ankara Kitap Fuarı’nı 30 Ekim Cumartesi günü öğleden sonra ziyâret etmiş, bu ziyâret sırasında Ötüken Neşriyat standında Prof. Dr. Bülent Aksoy, Halil İbrahim Yılmaz, Cengizhan Orakçı’yla resim çektirmiş, bilâhâre arkadaşlarıyla sohbet ederken kalp krizi geçirmiş; bu sırada orada bulunan Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz Hanımefendi hemen kalp masajı yapmış, ardından hastaneye kaldırılmış, ancak <em>“Üzerine yemin edilen kalem”</em><sup>[2]</sup> böyle yazmış, nefes sayısı tamamlanmış, Erol Dok kardeşimiz de ecel şerbetini içerek dünya zahmetinden Hakk’ın rahmetine hicret için Âlem-i Cemâl’e sefer etmiş ve Rahmet-i Rahmân’a kavuşmuştur.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">* * *</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">İşte yolcusu tükenmeyen, kıyâmete kadar da tükenmeyecek olan ölüm köprüsünden Erol Dok da geçti… 78 kuşağının gani gönüllü, çatal yürekli ve Kürşad’ın kırkıncı yiğidi olan Erol kardeşimiz bizleri hüzün yağmurlarıyla sırılsıklam ederek ve  “yetîm-i akran” bırakarak fânî dünyadan Bâkî Âleme göçtü... Rahmetli Erol Dok’tan, 12 Eylül öncesinden günümüze uzanan kadim bir dostluğun mütebessim hâtıraları yâdigâr kaldı yüreğimize… Erol Dok’un Hakk’a yürümesi vesilesiyle kaleme aldığımız bu yazıda; sînemize hazin bir ayrılık acısını çökse de, hüzünlü duygularımız düşüncelerimizi tam olarak kelimelere dökmemize mânî olsa da; Türk milliyetçilerinin ne yazık ki farklı mecrâlara savrulduğu günümüzde ülkücü gençlere örnek olması için; onun ahlâk ve inanç değerlerini, vefâ ve diğerkâmlığını, samimiyet ve fedâkârlığını, vakar ve asâletini, tevekkül ve tevâzuunu, dâvâ felsefesini,  düşünce dünyasını, ülkücülük anlayışını, mücâdele rûhunu,  “delikanlı” duruşunu ve Türklük şuurunu anlatmamız şartın ötesinde bir mükellefiyet oldu bize… Çünkü Erol Dok; ülkücü hareketin sembol isimlerinden, çilekeş kadrolarından, yüreği rozetinden çok büyük dâvâ adamlarından, gönül ve zihin gönderinden Türk milliyetçiliği bayrağını bir an bile olsa indirmeden son nefesine kadar taşıyan ve ideâllerindeki uçsuz bucaksız hayâllerini duâlarla  semâya arz eden, hem başı dik dağın, hem de boynu bükük menekşenin hâlet-i rûhiyesiyle temâyüz etmiş  mütedeyyin bir aksiyoner olduğu için, yeni nesillere numûne-i imtisâl olarak, -gençlerin tâbiriyle söylersek “rol model” diye- tanıtılması gereken “Ülkü denen nazlı gelin”e<sup>[1]</sup> karasevdâlı bir güzel insandı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O;  hayat gâyemiz olan İslâmiyetle, hayatımızın gerçeği olan Türklüğü baş tacı yapan, “Kitap Şuuru”na<sup>[</sup><sup>2]</sup> sâhip olduğu için her türlü meseleye “Türk-İslâm Ülküsü”<sup>[3</sup><sup>]</sup> penceresinden bakan, kendisi için değil dâvâsı, ülküdaşları ve Türk milleti için yaşayan, dînî, millî ve insânî değerleri yaşatan, gençlik yıllarından vefâtına kadar ülkücülüğü; tertemiz, gölgesiz ve lekesiz, kar beyazı bir şeref nişânesi olarak sertâc eyleyen, vezinsiz bir dünyada yaşayan, fakat hayatın “Gül” kokulu kafiyesi olmak isteyen, kalemi, kelâmı ve selâmı Kıbleye dönük olan kâmil bir Müslümandı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O; Kur’ân ve Sünnet yolundan ayrılmayan muttakî bir mü’min, <em>“Emrolunduğu gibi dosdoğru</em><em> ol”</em><sup>[</sup><sup>4</sup><sup>]</sup>mak için âhiret merkezli bir hayat yaşayan, İ’lây-ı Kelîmetullah için Nizâm-ı Âlem Ülküsünü savunan, medeniyet tasavvuru olan bir hareketin kendi “ruh köküne” sâhip çıkması, “Sancağın düştüğü yerden ayağa kaldırılması”, “Yitiğin kaybedildiği yerde aranması”  ve “Tevhîd Sancağı’nın Anadolu’da Ay-Yıldızlı Albayrakla birlikte yeniden kıyama durdurulması” gerektiğine gönülden inanan  bir  anlayışın müntesibi olarak önce Büyük Türkiye, sonra Turan, en sonunda da İslâm Birliği ve Türk Cihan Hâkimiyeti hayâlleri kuran, ancak ülküsünün devlet olma mürüvvetini göremeden bu fânî hayâta gözlerini yuman Turan düşünceli bir alperendi.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O; Allah(c.c.)’tan başka hiçbir şeyden korkmayan, zâlimler karşısında aslâ ayak çekmeyen, C-5’lerde çok ağır işkenceler görmesine, îdamla yargılanmasına, Mamak zulmünü yaşamasına ve Taş Medreselerde çile çekmesine rağmen; ne 12 Eylül’de, ne 28 Şubat’ta, ne de 15 Temmuz’da yâni “erliğin darlıkta belli olduğu günlerde” gözünü daldan budaktan, zâlimler karşısında sözünü aslâ dudaktan sakınmayan ve hiçbir dönemde <em>“haksızlık karşısında dilsiz şeytan”</em><sup>[</sup><sup>5]</sup> olmayan, hayat boyu;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> “Adam aldırma, geç git, diyemem, aldırırım.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.”<sup>[</sup><sup>6]</sup></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">düsturunu rehber eylediği için haksızların ve haksızlığın karşısında “Hüseynî” bir tavırla  kıyâm eden; asrî firavunlara, çağdaş putlara modern Tâgutlara ve darbeci Nemrutlara karşı dik duruşunu bir ömür değiştirmeyen; gözünü kırpmadan, ardına bakmadan inandığı doğruların peşinden ölümüne giden,  aslâ recüliyyet eksikliği göstermeyen ve ülkücülüğü diline tespih etmeyip hayâtıyla çeken kalender bir serdengeçti ve hâlis bir Türk’tü.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> O; her türlü kavmiyetçiliğin İslâm’a göre haram olduğunu bilen, ancak Allah (c.c.) ve Resûlullah (s.a.v.) aşkıyla Türk milletini sevmenin, bin yıldan beri İslâm’ın sancaktarı olan ve Î’lâ-yı Kelîmetullah yolunda en çok şehit veren bu azîz millete muhabbet duymanın bir fazîlet ve “Kızıl </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Elma” ülküsüyle “fâtihâne” rüyâlar gören Türk milletinin sâhibinin ve koruyucusunun Allah (c.c.) olduğuna,îman edenlerdendi. O; Türk milletine Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve nusretinin devam ettiğine,   “İzâ zelle‘t-etrak zelle’l-İslâm” (Türklerin sükutu veyâ düşüşü, İslâm Âlemi’nin de sükutudur.) sözünün çok önemli bir hakîkati dile getirdiğine, İslâm Dünyasına liderlik yapacak olan  milletin de tarihin bin yıllık şehadetiyle bu azîz ve asil millet olduğuna bütün kalbiyle inananlardandı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O; 80 öncesinde, Başbuğ’un Ülkü Ocaklı korumalarından ve Mamak zindanlarında Muhsin Başkanın can yoldaşlarındandı.  O; bu azîz vatana sâhip çıkanların ve  “Bir Güzel Ülkü”ye gönül verenlerin bahtına düşen ağır yüklerle ve çilelerle imtihan edilenlerdendi. Vatanını ve milletini çok sevenlere12 Eylül cuntasının revâ gördüğü işkence ve zindanlardan fazlasıyla nasipdâr olanlardandı. Îdamla yargılandı, ama hiç eğilmedi, bükülmedi ve hep dik durdu, çünkü o da; “Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz, dik duracağız, doğru gideceğiz”<sup>[1]</sup>  diyen Muhsin Başkan gibi bir ömür bu çizgide yürüyen tâvizsiz ideâlistlerdendi. </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O, “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz”<sup>[</sup><sup>2</sup><sup>]</sup> marşını söyleyerek yetişen, her türlü ihânetin kol gezdiği 70’li yıllarda canı pahasına “Hubbü’l-vatan mine’l-îman”<sup>[3]</sup>*  inancı, Türklüğün bekâsı ve vatan müdafaası aşkıyla harekete geçen;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
<p>Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.</p>
<p>Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
Kahramanlık: Saldırıp bir daha dönmemektir.”<sup>[</sup><sup>4</sup><sup>]</sup></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">şiirinde ifâdesini bulan serdengeçti rûhu ve kahramanlık duygularıyla temâyüz eden, çok sevdiği Gâlip Erdem Âğabeyin; “Bir kişiye sağlığında kolay kolay ‘ülkücü’ denmez. Hayat çizgisini değiştirmeden, ideallerinden tâviz vermeden terk-i diyâr edip Rahmet-i Rahmân’a kavuşursa işte o zaman ‘O bir ülkücüydü’ denir”<sup>[5]</sup> tanımına tamı tamına uyan örnek bir ülkücüydü…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O; gençlik yıllarından îtibâren mücâdele içinde geçen 64 yıllık hayâtını Hakk’a, bayrak aşkına ve Türk milletine adamış, Allah (c.c.) hatırından üstün bir hatır, vatan ve millet menfaatinden daha yüksek bir menfaat tanımamış, her zaman ve her şartta yüreği insan ve millet sevgisinin harman yeri olmuş,  hayatı boyunca haysiyetli fikir çizgisini korumuş, siyâsî ve ticârî hayatında pek çok sıkıntılar çekmesine rağmen çevresine hep güler yüzünü göstermiş, fedâkâr, vefâkar ve cefâkâr bir karakter âbidesiydi.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> O;  hayatı boyunca hem alp, hem de eren olarak yaşamış, 12 Eylül öncesinde ve sonrasında olduğu gibi 15 Temmuz’da da alperen olmanın gereğini yerine getirmişti. Çünkü o; “Vatanımın ha ekmeğini yemişim, ha uğrunda kurşun”<sup>[6]</sup> diyen ülkücülerdendi. O; “Rahmetli Muhsin Başkan’ın; Bir daha darbe olursa, kim yaparsa yapsın karşı çıkacağız. Milletine namlusunu çevirmiş tanka selâm durmam, üzerine çıkarım’” sözünü ilke edinenlerdendi... O, -pek çok ülkücü gibi-15 Temmuz 2016’nn gizli kahramanlarındandı… 15 Temmuz gecesi, abdest alarak ve hâne halkıyla helâlleşerek evden çıkmış, Etlik’ten Sıhhiye’ye gelmiş, Kızılay Meydanı’nda toplanan 200-300 kişilik grubu Genelkurmay’a doğru yürütmeye başlamış,  FETÖ’cü hâinlerin helikopter ve savaş uçaklarından sıktığı kurşunlara göğsünü gererek meydan okumuştu. Erol Dok; bu yaşanan darbe teşebbüsünün gidişâtı hakkında, yanında bulunan ve Başbakanlık müşâviri olan kardeşi Birol Dok’un çeşitli yerlerle yaptığı telefonla görüşmelerinden bilgiler almıştı. Bu sırda Güvenlik İşlerinden Sorumlu Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Özer Kontoğlu Birol Dok’u arayarak; “Birol; durum çok tehlikeli bir mecrâda, Türkiye bıçak sırtında… Hulûsi Paşa Genelkurmay’da rehin alınmış </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">durumda… Âcilen Genelkurmay binâsına girmek için bir şeyler yapın… Genelkurmay’ı hâinlere bırakmamak için siz orada bulunanlara, ucunda şehâdet bulunan çok önemli bir vatan görevi düşüyor, elinizden geleni yapın…” diyerek Genelkurmay’a girilmesi tâlimâtını vermiş, o gece hâin darbenin önlenmesinde çok hayâtî bir iş yapmıştı. Bunun üzerine Birol Dok da “Âbi; Genelkurmay’a girmemiz gerekiyor, durum kritikmiş, Hulûsi Paşa içerde rehin alınmış!..”  deyince Erol Dok;  lider karakterli yapısından ve teşkilatçılık tecrübesinden gelen kitleleri yönetme kabiliyetini devreye sokmuş,  Genelkurmay Kavşağı’nda biriken sayıları 500’ü aşan kalabalığı organize ederek İstiklâl Marşı’mızı okutmuş, oluşan o heyecan dalgasının ardından elindeki Türk bayrağıyla topluluğa liderlik yapmış ve kitleyi Genelkurmay Binâsı’nın önüne getirmişti… O; liderlik ettiği toplulukla Genelkurmay’ın önündeki o görkemli demir korkulukları gece saat 02.10’da sallayıp sarsmaya başlamış ve on dakika içinde demir korkuluklar geriye doğru yıkılmış ve bahçeye en önde girmiş; Prof. Dr. Emrah Şenel, Birol Dok, Dr. Vefa Aloğlu ve Mustafa İlker Kılıç’la berâber;  Oğuz Han nesli olan ve “titreyip kendine gelen” millet ve devlet sevdâlısı  topluluğu  harekete geçirip; “Yâ Allah!.. Bismillâh!.. Allâhuekber!..” nidâlarıyla Türklüğün son kalesini canı pahasına savunmuşlar ve hâinlerin ateş etmesine aldırmadan Genelkurmay’ın kapısını sarmışlardı. Bunlar yaşanırken Genelkurmay’ın önünde şehâdet şerbetini içenler ve yaralananlar olmuştu…  Erol Dok;  Dr. Emrah Şenel’e yardım ederek  yaralı gâzîlere ilk müdâhalede bulunmuş, onların yaralarına Türk Bayrağıyla tampon yapmış ve o gece hâinlere karşı direnişin destanını yazan isimsiz kahramanları olarak; vatana, bayrağa ve istiklâle Türk’ün aziz ve asil evlâtlarıyla birlikte sâhip çıkmıştı. O gece bir ara; kulakları sağır eden F-16’ların alçaktan uçuşu, helikopterlerle FETÖ’cü hâinlerin devamlı sorti yaparak Genelkurmay önündeki kalabalığı taraması sırasında oluşan kargaşa, hengâme kaçışma ve kaos sebebiyle Dr. Emrah, Birol Dok ve Dr. Vefâ ile irtibatı kopmuştu. Onları kaybedip etrafta göremeyen Erol Dok; “Yâ Rab!.. Birol’umu koru, bir şehit gerekiyorsa beni al… Emrah’ın, Vefâ’nın çocukları küçük, onların yerine ben varım. Ben ‘Sonsuzluğun Sâhibi’ne ulaşan Cennetteki Muhsin Başkanımın yanına ancak şehit olarak gidebilirim. O’na orada kavuşabilirim” diye duâ etmiş ve bir sohbetimizde “O gece şehit olmayı o kadar çok istemiştim ki!..” demişti. Yukarıda özetlediğimiz hâdiseler, Erol Kardeşimizin  “Bir Daha Yaşanmaması Gereken Günler”  kitabında alıntılardır. O; 15 Temmuz gecesini anlattığı kitabına,  şehit ve gâzîlerin kanıyla bulanmış Ay Yıldızlı bayrağımızın fotoğrafını koymuş ve; “Elimizdeki bayrak, yaralı ve şehitlere tampon yapmakta kullanılmış kanlı bayraktır. Şehit kanı bir kez daha bayrağı bayrak yapmıştır. O gece çevrede, Genelkurmay kavşağında vatan için, millet için 72 şehit, 253 yaralı, gâzî verilmiştir.”  diyerek tarihe çok önemli bir not düşmüştü. Zaten o; din, vatan, millet ve bayrak sevdâlısı yılmaz bir ülkücü, ölümün üzerine yürüyen serdengeçti bir alperendi. O; Şanlı Peygamberimiz(s.a.v.)’in Uhud Savaşı’nda Ebû Dücâne(r.a.)’ye verdiği kılıcın üstünde yazılı olan; “Korkaklıkta ar ve zillet, ileri gitmekte şeref ve izzet var. Hâlbuki kişi korkaklıkla kaderinden kaçamaz.”<sup>[</sup><sup>1</sup><sup>]</sup> sözünü bir hayat düsturu hâline getiren ve;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“İnsan büyür beşikte</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Mezarda yatmak için.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Kahramanlar can verir</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Yurdu yaşatmak için”<sup>[2</sup><sup>]</sup></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">diyenlerdendi.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O; İslâm’ın ilk emri olan “İkra’”<sup>[</sup><sup>3]</sup>* hitâbını hayatına âmir kılan, okumayı çok seven, bizim câmiâdan yayınlanan her kitabı mutlaka okumaya çalışan, problemli konularda orijinal teklifler ve farklı çözüm yolları ortaya koyan, ince zekâ ürünü esprileriyle, akıl ve muhakeme yüklü değerlendirmeleriyle hatırlanan, ülkücülüğe dâir hayâl ötesi hayâlleri, “Üç bin yıl sonra doğacak torununa”<sup>[</sup><sup>4]</sup> emânet edeceği ideâlleri, Karadenizli fıtratından neşet eden üst perdeden heyecanları ve  medd ü cezirleri bulunan,  hâl ve hareketlerindeki tevâzuu ve vakarıyla, sohbet ve hitabındaki samîmiyet ve asâletiyle her zaman hürmet uyandıran gerçek bir gönül eriydi.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">O, ülkücülüğün; bir isim, bir rozet, bir sembol ve alâlâde bir siyâsî hareket olmadığına, çok fazîletli bir sıfat, kavî bir îman, ahlâkî bir duruş, ideâlist bir tavır ve soylu bir mensûbiyet şuuru olarak idrak edilmesi gerektiğine inanan ve ülkücülüğün üst başlığının particilik olmadığını, particiliğin ülkücülüğe hükmetmesini değil, ülkücülüğün partiye yön ve şekil vermesi gerektiğine savunanlardandı.  O; ülkücülüğün; ‘Her zemine uyan, her kapıyı açan, her târife sığan bir tanımlama’ olmadığını, ‘câmi ile meyhâne arasını ihâtâ eden bir yelpâze’ oluşturmadığını, “Din, dil ve tarih şuuru”na istinat eden bir  “hâl” olduğunu / olması gerektiğini, millî ve mânevî ölçülerinin bulunduğunu / bulunması gerektiğini anlatanlardandı. O; ülkücülüğün merkezine inanç ve ideâlizmi, ilim ve irfânı, kültür ve medeniyeti, vakar ve fazîleti,  cesâret ve aksiyonerliği koyanlardandı. O; pek çok sosyal ve siyâsî faaliyetin merkezinde bulunmasına rağmen hiçbir siyâsî makam ve mevkî talebi olmayan ve hiçbir şartta hayâllerine hazan değmeyenlerdendi.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Onun cenâzesinde yakamıza taktığımız resimdeki gülen çehresi hep gözlerimin önündedir.  Erol Kardeşimiz üç yıl kadar önce kalp kapağı ameliyatı olmuştu. Arada telefonla konuşur, değişmez millî sporumuz olan “vatan kurtarma ameliyesi ve ne olacak bu memleketin / ülkücülerin hâli”  muhabbetini hitâma erdirince sağlık durumu hakkında da bilgi alırdım. Bir konuşmamızda; “Sağlığın nasıl?” soruma; “Doktorlar iyi olduğumu söylüyor, ben de ilaçlarımı içiyorum, pek şikâyetim yok, ancak doktorların sözüne bilmem ki güvenilir mi?”  diyerek soruya soruyla karşılık vermişti.  Fakir de;  “İnsan âlemde hayâl ettiği müddetçe değil, ömrü yettiği mühletçe yaşar. Ecel gelmeden hiç kimseye bir şey olmaz, ölünceye kadar hiç birimizin hayat çiçeği solmaz!” cevâbını verince, bir kahkaha atmış ve; “Bu bir doktor cevâbı değil, bir şâir hekim yorumu!” demiş ve gülüşmüştük… O; fakirin kaleme aldığı ve sosyal medyada her 12 Eylül’de pek çok sitede iktibas edilen “Eylül’ün Kırdığı Güller” yazısına geçen yıl gönderdiği Watsapp mesajında da şunları yazmıştı: “Gene Eylül, gene hüzün. Kutlu bir dâvânın fedâkâr gençliğinin özeti bu ay. Kuşağımız gençliğinden bir kısmımız kahpe kurşunlarla, kimimiz de boynumuza takılan iple şehâdete erdi. Bizim neslin yaşayanları sizlere göre çok uzun yaşadı, artık yaşlandı… Her gün bir bir, bâzen birden fazlası geliyoruz yanınıza. Yaşımız da geldi artık. Mücâdele bitmedi, Türk-İslâm Ülküsü gerçekleşmedi, ama ömür bitiyor. Mevlâm verilen kutsal mücadelenin ecrini gerçek âlemde bizlere verir ve ‘Onlar’la Cennette buluşuruz inşallah…” 12 Eylül’le ilgili olarak gönderdiği bir başka mesajda ise; “Biz bu memleket için hayırlı evlâtlardık. Biz inanmıştık, pişman değiliz. Hamdolsun Türk-İslâm Ülküsü’nden gurur duyduk, gurur duyuyoruz… İçerde, dışarda çile çekenler, evlâtlarını, eşlerini, gözü yaşlı bekleyenler hepinize saygılar.”  demişti. Zâten o; emdiği sütün, içtiği suyun, yediği ekmeğin, bastığı toprağın, astığı bayrağın hakkını hakkıyla veren, “bu memleketin hayırlı evlâtları” olan Yusûfiyeli ülkücülere ve “içerde ve dışarıda çile çekenlere” özel bir vefâ gösteren, Türk’e sevdâlı, bozkurt edâlı, mangal yürekli bir dâvâ adamı, en zor şartlarda bile mücâdele bayrağını dalgalandıran, inanç, ideâl ve aksiyonerliğine gölge düşürmeden en ön safta yer alan yılmaz bir aksiyoner, eli kalem tutan bir münevver ve çaplı bir mefkûre insanıydı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">* * *</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Bu hazan mevsiminde Erol Dok kardeşimiz de bizlere -Nevzat Kösoğlu Ağabeyimiz gibi-  bir Ekim acısı daha yaşattı,  Abdurrahim Karakoç’un bir şiirinde ifâde ettiği üzere;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Artık ne kar yağar, ne ben üşürüm,</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Ne de saçlarımı dağıtır rüzgâr…
<p>Sağ iken bir günde bin kez ölürdüm,</p>
Şimdi ölüm yoktur, ölümsüzlük var…”</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">diyerek vatan-ı aslîsine vâsıl odu ve rahmet-i Rahmân’a kavuştu… Erol Dok; Hakk’a kavuşmanın nûruyla bayram ederken, bizleri hicrân acısıyla mahzun bıraktı. O,  bir daha âhirette buluşuncaya kadar hep hayır duâlarla yâd edeceğimiz bir güzel insan ve gerçek bir gönül dostuydu. </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Biz Erol Dok’un; îmanına, ihlâsına ve mü’min bir kul olduğuna, Hüseynî duruşuna,  millî ve mânevî değerlere son nefesine kadar bağlı kaldığına, inandığı gibi yaşayıp,  yaşadığı gibi Hakk’a yürüdüğüne, ideâlistliğinde ve fikir çizgisinde aslâ kırıklık olmadığına, adı gibi ER OLduğuna, soyadı gibi gönlünün DOKluğuna, vatan ve bayrak aşkına, vefâsına, mertliğine, dostluğuna, arkadaşlığına, yiğitliğine, fedâkârlığına “Kıblesi düzgün” ve istikâmet sâhibi bir mü’min olduğuna hüsn-i şehâdet ediyoruz.  Şâhitliğimizi kabul eyle yâ Rabbî… Biz Müslüman bir kul olarak ondan râzıyız, duâ ve </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">niyâzımız Yüce Rabbimizin de Erol Dok kulundan râzı olmasıdır; bu duâ ve niyâzımızı da kâbul eyle Allah’ım!.. Âmîn!.. Âmîn!.. Yâ Muîn!..</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> Î’lâ-yı Kelîmetullah için Nîzâm-ı Âlem Ülküsü’ne hayâtını adayan ve bir ömür Rızâ-i Bârî aşkıyla yanan Erol Dok kardeşimizi; Cenâb-ı Allah rahmet ve mağfiretiyle,  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şefkat ve şefâtiyle perde-pûş eylesin; rûhu şâd, kabri nûr, menzili mübârek, mekânı Cennet ve makâmı âlî olsun. Yüce Rabbimiz, onun bu dünyada çektiği çileleri, işkenceleri, sıkıntıları Mahşer’de seyyiâtına keffâret kılsın… Âmîn!.. Âmîn!.. Yâ Muîn!.. Yüce Rabbimiz onu Firdevs-i Âlâ’da çok sevdiği Gâlip Abimizle ve Muhsin Başkanımızla buluştursun ve Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm’a komşu eylesin. Âmîn!.. Âmîn!.. Yâ Muîn!..</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Allâhu Teâlâ; Erol Dok’un muhterem anneleri Emine teyzeye, değerli eşi Halime Dok Hanımefendi’ye, sevgili evlatları Zafer Giray Dok, Büşrâ Dok Dağdelen, Asef Dağdelen, Emine Dok Okur ve Yakup Okur’a, çok kıymetli kardeşi Birol Dok’a, kız kardeşi Tülây Hanım ve eşi Cemil Tiryâkioğlu’na, bütün akrabalarına, definden sonra çok mânâlı, muhtevâlı ve Cennet muştulu bir konuşma yapan bacanağı Lokman Abbasoğlu ağabeyimize, “şeddeli ülküdaşlarına”, cümle gönül dostlarına ve câmiâmıza sabrı cemîl versin… Hepimizin ve Türk milletinin başı sağ olsun.  “Güzel atlara binip giden” bu “Güzel İnsan”a Yahya Kemâl’in Vedâ Gazeli’nden bir beyitle vedâ ediyorum: </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde,</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler.”<sup>[1]</sup></span></strong><span style="color: #000000;"> </span>

<strong><span style="color: #000000;">Ve hatm-i kelâm olarak da şunları ifâde etmek istiyorum: Çok kıymetli ülküdaşım, candan azîz Erol kardeşim, Âhiret Yurdu’nda; Ruhî Kılıçkıran’dan Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na; Mustafa Pehlivanoğlu’dan Ali Bülent Orkan’a; Bekir Bağ’dan Hüseyin Kurumahmutoğlu’na; Enver Paşa’dan Osman Batur’a; Abdülhamit Süleyman Çolpan’dan Ahmet Cevat’a; Nejdet Koçak’tan Ahmet Sâdık’a;   Başbuğ’dan Muhsin Başkana; Aziz Dok Amcadan Cemâl Bölücek Amcaya;   Dündar Taşer’den Erol Göngör’e; Necip Fâzıl’dan Osman Yüksel Sedengeçti’ye; Seyid Ahmet Arvâsî’den Galip Edem’e; Nihal Atsız’dan, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na; Ârif Nihat Asya’dan Abdurrahim Karakoç’a; Dilâver Cebeci’den Ozan Ârif’e; Nevzat Kösoğlu’dan Emine Işınsu’ya, … kadar cümle şehitlerimize, büyüklerimize, bütün ülküdaşlarımıza selâmlarımızı söyle…  Önden gidenler için hep söylediğin gibi; “İnşallah Cennet’te buluşacağız!” seninle ve cümle gönüldaşlarımızla…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Ve sözün bittiği yerde İlâhî Kelâm başlar:</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"><em>“..Küllü nefsin zâigatül mevt..</em><em>” </em><sup>[</sup><sup>2]</sup> </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"><em>“..İnnâ lillâhi ve-innâ ileyhi râci’ûn..”</em><sup>[3]</sup> <em>          </em></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> Hüve’l-Bâkî<sup>[4</sup><sup>]</sup></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">  Erol Dok kardeşimizin, cümle şühedânın, Âhiret Yurdu’na yolcu ettiğimiz gönüldaşlarımızın ve geçmişlerimizin ervâhı için;</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> El Fâtiha...                                                               </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">                                                                               Dr. Mehmet GÜNEŞ</span></strong>



<img class="alignnone size-medium wp-image-22913" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2021/12/EROL-DOK-HABER-1-500x286.jpg" alt="" width="500" height="286" /><img class="alignnone size-medium wp-image-22916" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2021/12/EROL-DOK-manset-son-500x286.jpg" alt="" width="500" height="286" />





</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Dünya, Asayiş, Siyaset, Güncel, Analiz, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/bozkurt-duruslu-kursad-tavirli-ve-turan-dusunceli-bir-alperen</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Dec 2021 14:41:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2021/12/EROL-DOK-manset-son.jpg" type="image/jpeg" length="69480"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BİR KAYMAKAMA YAKIŞMADI DENİZ BEY!]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/bir-kaymakama-yakismadi-deniz-bey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/bir-kaymakama-yakismadi-deniz-bey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/K9gxLxxHCLA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>

<strong><span style="color: #000000;">BİR KAYMAKAMA YAKIŞMADI DENİZ BEY!</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">15 Temmuz 2021 Perşembe akşamı tüm Türkiye'de olduğu gibi Tosya'mızda da hain Feto ayaklanma hareketini tel'in; Türk Milletinin vatanına, bayrağına, milliyetine, mukaddesâtına sahip çıkma gününün yıldönümünü idrak ettik. Türk Milletinin böyle hain girişimlerle karşılaşmaması için bir olduk, bütünleştik; eller semâya kalktı ve Yaradan'dan niyazda bulunduk.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Bu etkinlikler içerisinde ilçemizin mülkî amiri sıfatı ile siz sayın Deniz Bey, Tosya ve Tosyalıyı anlatan veciz bir şiir kaleme almışsınız ve kendi sesinizden dinlettiniz.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Coğrafî güzelliklerini, ve bu güzellikleri kişilikleri ile kişilikleri ile yaşayan/yaşatan Tosyalıyı anlatırken bilerek/isteyerek mi yoksa sehven mi bilemiyorum, bize yakışmayan ve size de yakıştıramadığım ifadeleriniz söz konusu oldu.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Güzel hasletlerini anlatmışsınız, teşekkür ediyoruz. Bu hasletlerle 26.12.2006 tarihinden bu yana sizleri sahiplendik; yaptığınız hizmetlerle mutlu olduk. Yapamadıklarınız hakkında hiç bir zaman eleştirmedik, gündem oluşturmadık. Yani sizin ifadeleriniz ile size "Şu dedikodu işini bırak artık Tosya!"yı yaşatmadık. Oluşturulmaya çalıştığınız "dedikoducular" dan müteşekkil bir ilçe intibâsı, doğrusu size hiç yakışmadı...</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Ayrıca ve özellikle sizin üstüne basarak söylediğiniz son dörtlük ise; şu anda yazıya dökemeyeceğimiz duygularımızın oluşmasına neden oldu. Bu son kıta ile ne demek istediniz?</span></strong>

<span style="color: #ff0000;"><strong>"Deniz derki; eylemedim idare-i maslahat</strong></span>

<span style="color: #ff0000;"><strong>Ne tehditler gördüm, ne çok nasihat</strong></span>

<span style="color: #ff0000;"><strong>Göbelin göbelliğine vermedim fırsat</strong></span>

<span style="color: #ff0000;"><strong>Hakkını helal et, hoşcakal Tosya!"</strong></span>

<strong><span style="color: #000000;">Siz de çok iyi bilirsiniz ki şair; kıtalarla anlatmaya çalıştığı maksadını mahlasını koyarak son dörtlüğünde/ikiliğinde söyler, anlatır.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Hizmetlerinizde olması lazım geleni ama olmayanı, bunun yanı sıra oluyormuş veya olmuş gibi görüntü verilmesini de gördük, lâkin hiç bir zaman âyân eylemedik.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">İlçemizde siz Devletimizi temsil ediyorsunuz; söylenenler size tehdit değil tavsiye olmuştur. Kaldı ki şanlı tarihimizde başarılı olmuş Devlet Adamlarımız, daima tavsiye ve nasihatlere rağbet göstermiş; istişâre ile doğruyu tatbik ederek muvaffak olmuşlardır.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Yöneticilik, kişinin şahsına münhasır olmakla birlikte başarı; daima kollektif akıl ile tescil edilmiştir. İlçemiz lügatine girmiş bir âmiyâne -ki bu güne kadar kimler için kullanıldığı bilinen- tabirin ısrarla kullanılması ve fırsat vermediğinizi üstüne basa basa söylemeniz ne demektir, neyi kastettiniz? Doğrusu hiç yakışmadı be Deniz Bey!...</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Hele hele, Milli Birlik ve Beraberliğin tesis edilmesi maksadı ile yapılan bir  etkinlikte; o atmosfer içerisinde söyleyecek başka bir şey kalmamışçasına bu mu söylenmeli idi? Kaldı ki, îmâ ettiğiniz yönetim ve yöneticilere, mısralarınızda methettiğiniz Tosyalı gerek siyasi ve gerekse idâri yetki vermiş ve görevlendirmiştir.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Olmadı be Deniz Bey, giderayak hiç iyi olmadı! Helallik istiyorsunuz ya...</span></strong>

<span style="color: #333300;"><strong>BİZ HAKKIMIMZI HELÂL ETMİYORUZ!....</strong></span>

<strong><span style="color: #000000;">Mustafa GEMALMAZ</span></strong>

<img class="alignnone size-full wp-image-21528" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2021/07/Deniz-Piskin-haber-foto.jpg" alt="" width="420" height="280" /></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Siyaset, Eğitim, Güncel, Yerel, Analiz, Röportaj, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/bir-kaymakama-yakismadi-deniz-bey</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Jul 2021 20:48:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2021/07/Deniz-Piskin-haber-foto.jpg" type="image/jpeg" length="68362"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOSYA İLÇE MÜFTÜSÜ HALİL İBRAHİM SABIRLI " PEYGAMBERİMİZ VE ÇOCUKLAR"]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/tosya-ilce-muftusu-halil-ibrahim-sabirli-peygamberimiz-ve-cocuklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/tosya-ilce-muftusu-halil-ibrahim-sabirli-peygamberimiz-ve-cocuklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">Rabbimiz Teala Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e en son ve en mükemmel kitabı olan Kuran'ı Kerim'i indirmiş ve onu insanlara olduğu gibi ulaştırmasını,  aynı zamanda bu kitabı bizzat yaşayarak uygulayarak da insanlara dinimizin pratiğini göstermesini Peygamberimize emretmiştir.  O da bu görevini en güzel şekilde yerine getirmiştir. Bu haliyle Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hayatın   her alanında,  herkes için en mükemmel bir örnek olmuştur.  Bir defasında Hz Aişe annemize Peygamberimizin ahlakının  nasıl olduğu sorulmuştu da  O "siz hiç Kur'an okumuyor musunuz onun ahlakı Kurandı" buyurmuştu. </span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">     Peygamberimiz sallallahu vesellem evinde ailesine en hayırlı bir eş,  çocuklarına karşı en müşfik bir baba, ticaretinde en dürüst ve güvenilir bir ortak,  en etkili ve verimli bir öğretmen-  bir eğitici, en başarılı bir devlet başkanı ve komutan,  iyi bir dost, iyi bir arkadaş olarak hayatın her alanında herkes için güzel bir örnek ve önderdir.  Rabbimiz Teala bu hususa işaret ile Ahzap suresi 21. ayeti kerimesinde şöyle buyurmuştur;  " muhakkak ki Allah'ın Resulünde sizler için alınacak güzel bir örnek vardır".  Yine Onun için Rabbimiz Teala şöyle buyurmuştur; "  Ey habibim sen yüce bir ahlak üzeresin" (Nun suresi,5. ayet.)</span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">        Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin  insanlarla olan muamelesinin güzelliği,  her türlü kul hakkına riayeti,  affediciliği,  edep ve nezaketi, tevazusu müsamahalı oluşu, vefası, sadakatı,  güvenilirliği,  yumuşaklığı, cesareti, cömertliği, gibi güzel ahlakın bütün şubelerinde en zirveyi temsil etmiş ve Allah'a kulluğun nasıl olacağını en güzel şekilde gösteren bir örnek olmuştur. Onu tanımak,  sevmek ve yolundan gidebilmek bir Müslüman için en büyük gayedir.</span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">       </span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">   Diyanet İşleri başkanlığımız efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in doğduğu Rebiülevvel ayının 12. Gecesi nin içinde bulunduğu haftayı( bu yıl için içinde bulunduğumuz hafta)  Mevlid-i Nebi haftası olarak belirlemiş ve her yıl bu hafta içerisinde Peygamber efendimizi bir yönüyle tanıtan programlar yapılmakta konferanslar, seminerler, sempozyumlar düzenlenmektedir.  Vaaz ve hutbelerde de aynı konu işlenmektedir.  Bu yılın teması/ konusu da; "Peygamberimiz ve Çocuk" olarak belirlenmiştir. Ancak bu yıl,  içinde bulunduğumuz salgın hastalık şartlarında önceki yıllarda olduğu gibi kalabalık topluluklara yönelik yapılacak programlar yerine daha ziyade başta Diyanet TV olmak üzere Diyanet Radyo ve sosyal medya hesaplarında müftülüklerimizin sosyal medya hesaplarında "Peygamberimiz ve çocuk" temalı programlar, konuşmalar yapılacaktır.  Biz de bu yazımızın kapasitesi ölçüsünde Peygamberimizin çocuklarla olan münasebetinden bahsedeceğiz. Öncelikle şunu ifade edelim ki;  alemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem herkese karşı,  hatta bütün canlılara ve mahlukata karşı şefkatli ve merhametli idi.  Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur. "Kim küçüğümüze merhamet etmez,  büyüğümüze de hürmet etmezse bizden değildir. ....    Cabir bin Semure radıyallahu anh çocukluğuna dair bir hatırasını şöyle anlatır.  Ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber öğle namazını kıldım.  Sonra Efendimiz ailesinin yanına gitmek için çıktı ben de onunla beraber çıktım. Derken bazı çocuklar yolda Peygamberimizi karşıladılar.  Peygamber Efendimiz onların yanaklarını birer birer sıvazlama ya başladı.  Sıra bana gelince benim de yanağımı sıvazladı. Onun elinde hoş bir serinlik ve güzel bir koku hissettim.  Sanki mübarek elini bir attar sepetinden çıkarmıştı. (Müslim, Fedail,80) Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'i zaman zaman kucağına alıp öper ve severdi.  Bir defasında hazreti Hasan'ı öpüp koklarken gören Akra bin Habis;  ya Yasulallah siz çocuklarınızı böyle öpüp sever misiniz. Benim 10 tane çocuğum var, bugüne kadar hiç birini öpmedim demiş,  bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de;  "merhamet etmeyene merhamet olunmaz"  buyurmuştur.  Bir diğer rivayette ise;  "Allah senden merhamet duygusunu almışsa ben ne yapayım" buyurmuşlardır. (İbni Saad, 6, 362)</span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">    Hz. Ebubekir radiyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Hz Hasan r.a.   Peygamberimiz namaz kılarken onun üzerine çıkmış, O ayağa kalktığında O'nun düşmemesi için tutmuş,  tekrar  ikinci defa eğildiğinde ise onu yere bırakmıştır.  Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e küçük  yaşlarından itibaren on yıl boyunca hizmet etmiş olan Enes Bin Malik radıyallahu anh; "on yıl Peygamberimize hizmet ettim, bana bir defa olsun uf bile demedi.  O insanların en güzel huylusu idi demiştir. Yine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, oynadığı kuşu ölen bir çocuğun üzüntüsünü paylaşıp onu teselli etmiştir. </span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">    </span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;"> Çocuklarımız bizim hem dünyalık hem de ahiretlik geleceğimiz ve en önemli yatırımlarımızdır.  Onları sevmeli,  bize Allah'ın bir emaneti olarak görmeli,  Peygamberî bir metotla onlara yetiştirip hayata hazırlamalıyız. Çocuğun  İlk örnek alacağı kişiler anne babası ve yakın aile fertleri olacağından onların yetişmelerinde anne babalar olarak örnekliğimizin çok önemli olduğunun bilincinde olmalı ona göre davranışlar sergilemeliyiz. Çocuğun eğitiminde anne - babanın, ailenin boş bıraktığı bir yeri hiçbir eğitimci ve eğitim kurumu dolduramaz.  Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlak ve terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz"  buyurmuşlardır. </span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">  Kuran-ı Kerim'de,  peygamberlerin çocuklara hep güzel muamele ile hayır dua yaptıklarını görüyoruz.  Allahu zülcelal Lokman aleyhisselamın oğluna yaptığı " Yavrucuğum,  yaptığın iş, ( iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa yine de Allah onu senin karşına getirir.  Doğrusu Allah,  en ince işleri görüp bilmektedir, ve her şeyden haberdardır.  Yavrucuğum,  namazı kıl,  iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış,  başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenmiş övünüp duran kimselere asla sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt,  unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. ( Lokman Süresi, 16-19) şeklindeki nasihatini bize haber verip  O nu bize örnek olarak sunmuştur.</span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">   Bu vesile ile milletimizin ve bütün İslam aleminin mevlid kandilini tebrik eder maddi ve manevi her türlü güzelliğe vesile kılmasını Yüce Mevladan niyaz ederim.</span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">   Halil İbrahim sabırlı</span></strong></div>
<div dir="auto"><strong><span style="color: #000000;">   İlçe Müftüsü</span></strong></div>
<div dir="auto"><img class="alignnone size-full wp-image-19953" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/432.jpg" alt="" width="453" height="300" /><img class="alignnone size-full wp-image-19955" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/598.jpg" alt="" width="453" height="300" /><img class="alignnone size-full wp-image-19951" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/346.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19952" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/354.jpg" alt="" width="453" height="300" /><img class="alignnone size-full wp-image-19960" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/1657.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19959" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/1645.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19957" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/1597.jpg" alt="" width="453" height="300" /><img class="alignnone size-full wp-image-19948" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/269.jpg" alt="" width="453" height="300" /></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><img class="alignnone size-full wp-image-19943" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/PEYGAMBER-VE-COCUKLAR2.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19944" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/020.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19945" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/105.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19946" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/230.jpg" alt="" width="453" height="300" /> <img class="alignnone size-full wp-image-19947" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/240.jpg" alt="" width="453" height="300" /></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Eğitim, Yerel, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/tosya-ilce-muftusu-halil-ibrahim-sabirli-peygamberimiz-ve-cocuklar</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2020 12:54:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2020/10/PEYGAMBER-VE-COCUKLAR2.jpg" type="image/jpeg" length="63652"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[UMUT FAKİRİN EKMEĞİ YERSEN TOSYALI!]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/umut-fakirin-ekmegi-yersen-tosyali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/umut-fakirin-ekmegi-yersen-tosyali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[
<h2><span style="color: #000000;">UMUT FAKİRİN EKMEĞİ YERSEN TOSYALI!</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> Sivil Toplum Kuruluşları temsil ettikleri misyonların sorunlarını çözmek, hemşerisi oldukları il veya ilçelerin ekonomik, kültürel ve sosyal yapısına destek olacak projeler üretmek, projeleri takip ederek sonuçlandırmak ve yaşam standardının yükselmesine olumlu katkılar sunmaktır. </span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Geçtiğimiz hafta Ankara’da faaliyet gösteren TOSYA DERNEĞİ  Tosya’ya bir gurup işadamıyla çıkarma yapmış, ilçemizin Bir kısım yazılı ve görsel basını da bu haberi vermişti. Haberi şöyle bir irdelediğimizde bu ziyaretin amacının Tosya’ya veya Tosyalıya yukarda saydığımız katkıları sunmak olmadığı düşüncesi oluştu bizde.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Programın başladığı, devam ettiği ve bittiği yere baktığımız da oldukça dar bir alanda gerçekleştiği, ilçemizde iş dünyasının temsilcileri olan başta Tosya TSO, TOGİAD ve Onlarca  fabrikanın üretim yaptığı OSB dururken ziyaretin sadece bir fabrikayı kapsaması düşündürücüydü. </span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">TOSYA DERNEĞİ  ikinci kez aynı fabrikayı ziyaret ederek kimlere ne mesaj veriyor bunu hemşerilerimizin takdirine  bırakıyoruz. </span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Yine programda siyasilerin ve seçilmiş temsilcilerinde olmaması başka bir soru işareti değil mi?</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> Ancak programa bakıldığında Tosya’dan bürokratlar dışında bir katılımın olmadığı, onlarında oraya bir talimatla getirildiği aşikar. Yani ziyaretin gerçek amacı ilçeye istihdam sağlayacak, yatırım yapacak iş insanları getirmekmi, birilerinin değirmenine su taşımakmı. </span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">TOSYA DERNEĞİ’in heyetinde kimler hangi iş insanları var? İsimleri nelerdir, hangi sektörde iştigal ediyorlar? Bunu haberde de fotoğraflarda da göremedik. Eğer ki bu ziyaret programında yukarda saydığımız iş adamlarını temsil edildiği yerlere gidilseydi oralarda “ilçeye verebilecekleri” sorulacaktı, TSO, TOGİAD, OSB ziyaretleri programa alınmadıysa bunun gerçek sebebinin heyette bu soruları cevaplayacak iş insanları olmadığı bu kuruluşlar programa dahil edilmedi. </span><span style="color: #000000;">Ki heyetin derneğin yönetim kurulundan ve sayın eşlerinden oluştuğunu da yine fotoğraflardan görüyoruz. </span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Haberin içeriğinde verilen mesajlara baktığınızda son zamanlarda oldukça yıpranan birilerini ön plana çıkarmak ve arkasında kamuoyu desteği varmış gibi göstermekten öte bir şey değil. Bu mesajı doğrudan vermek yerine ilçedeki iş dünyasını da alet ederek , ilçenin umutlarını sömürmeyi tercih etmişlerdir.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> Kusura bakma TOSYA DERNEĞİ  “deniz bitti, gemi karaya çoktan oturdu” Ya diğer STK lar gibi asli görevinize dönün, yada oynamayın ilçenin sinir uçlarıyla.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> Tosyalılar ferasetli insanlardır, yoksa kimse bir şey demiyorsa nezaketinde demiyordur, zayıflığından değil.</span></h2>
<img class="alignnone size-full wp-image-19324" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2020/07/TOSYA-DER-1.jpg" alt="" width="449" height="300" />





</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Ekonomi, Güncel, Yerel, Analiz, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/umut-fakirin-ekmegi-yersen-tosyali</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2020 18:55:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2020/07/TOSYA-DER-1.jpg" type="image/jpeg" length="56320"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[15 YAŞINDA BİR ÇOCUK SİZCE NELER YAPABİLİR  ( Genç yazarımız Mustafa Pazvat'ın ilk köşe  yazısı destekleyelim lütfen)]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/15-yasinda-bir-cocuk-sizce-neler-yapabilir-genc-yazarimiz-mustafa-pazvatin-ilk-yazisi-destekleyelim-lutfen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/15-yasinda-bir-cocuk-sizce-neler-yapabilir-genc-yazarimiz-mustafa-pazvatin-ilk-yazisi-destekleyelim-lutfen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h2><span style="color: #000000;">15 Yaşında bir çocuk sizce neler yapabilir?</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> Bir mahalle muhtarlığı, bir belediye başkanlığı, kaymakamlık, valilik,bakanlık, başkanlık. Sizce on beş yaşında bir çocuk bunları yapabilir mi? Eminim çoğunuzun cevabı, HAYIR olamuştur. Fakat unuttuğunuz bir şey var.  Rasulüllah efendimizin (sav) “Allah her peygambere bir yardımcı verdi banada Zübeyyir Bin Avvamı verdi” dediği Hz. Zübeyyir on beş yaşında Medinenin yarısından fazlasını Müslüman yapan Hz. Musab Bin Ümeyir 16 yaşındaydı peygamber efendimize tebliği için evini açan Hz. Erkam daha 13 yaşında, “ya rabbi ben senin şanını ve dinini bu zamana kadar korudum sende benim cenazemi koru” deyip 200 kişilik lihyan ordusuna karşı kılıç sallayıp sonrada şehit olup cenazesini de arıların koruduğu sahabe rasulün okçusu Hz. Asım Bin Sabit daha 16 yaşındaydı peki ya Alparsal oğlu Melik Şah o ise ilk seferine 10 yaşında çıkıp kefere ordusuyla savaştı evet evet bugün bakkala göndermeye korktuğumuz ÇOCUK, BEBEK dediğimiz 10 yaşındaki kardeşlerimin yaşındaydı Melik Şah sayın okurlarım biliyormusunuz .</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Çoğu  devlet-i aliye şehzadeleri 15 yaşında valilik yaptılar. Hele fatihi yüce hakan 2. Murat oğlu 2. Mehmet 1.Fatih İstanbulu feth edip Ayasofyayı ibadete açtığında 21 yaşındaydı.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> Şimdi sizler sayın okurum sizler 15-16-17-18 yaşında ki gençleri sadece giyim kuşamlarından dolayı yargılamak onlara umutsuz gözlerle bakmakta ne kadar haksızsınız? Evet bazen ben dahi düşünüyorum “ bunlar nasıl ecdat torunu”diye ama sonrada bakıyorum “çevresinde 18 yaşındaki bebekten millet vekilimi olur diyen kimseler var ve bu genç abim kardeşim onların etkisiyle kendi benliğini kaybetmiş. </span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Adam gelmiş 15-16-18 yaşına babası oğluna lan diyerek hitap ediyor annesi oğlu eve geldiğinde yattığı yerden kalkma tenezzülünde bulunmuyor yine  ablalarım kız kardeşleim de aynı şekil durumlarla karşılaşıyor elbet ve babaya saygı göstermiyor”  ve işte sayın okurlarım işte kaos burada başlıyor.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Hani diyoruz ya ecdat,torun dede falan diye işte o ecdatta öyle bir saygı vardı ki 5 yaşında bir erkek içeri girdiği zaman anne yerinden kalkıp kendine çeki düzen veriyordu yine bu sefer de eve  baba geldiğinde  o erkek evlat yerinden kalkıp babasının elini öpüp babasına ATAM diye hitap ediyor du işte sayın okurum NASIL BİR NESİL GÖRMEK İSTİYORSAK öyle bir çocuk yetiştirelim kendimiz de öyle olalım olalım ki birileri olmayan ermeni soykırımını var diye haykırmasın ayağa kalkıp dirilelim.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Ve siz büyükler gençlere nasıl davranlması gerekiyorsa öyle davranın ve ayna misali aynı karşılığı göreceksiniz emin olun örneğin yoldaki bir kardeşimizi yanınıza çağıracağınız zaman lan bir gel hele değil de evlat bir bak hele dersek o da size ne var dayı demez onun yerine buyur hacı abim der.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Aslında olay çok basit biz gençler size ATA siz büyüklerde bize geleceğin ATALARI gözüyle bakarsanız herşey daha güzel olacak.</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;"> (sayın okurlarım bu benim ilk yazım inşallah sonda olmayacak görüşüme katılmak zorunda değilsiniz elbette buna saygı duyarım fakat saygı karşısında da saygıyı beklerim Allaha emanet olun eli öpülesi büyüklerim ve can karedeşlerim)</span></h2>
<img class="alignleft size-full wp-image-14930" src="https://www.tosyahaberler.com/wp-content/uploads/2019/05/DSC_7688.jpg" alt="" width="562" height="375" />

<img class="alignleft size-full wp-image-14928" src="https://www.tosyahaberler.com/wp-content/uploads/2019/05/Adsız.jpg" alt="" width="286" height="375" /></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür Sanat, Eğitim, Güncel, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/15-yasinda-bir-cocuk-sizce-neler-yapabilir-genc-yazarimiz-mustafa-pazvatin-ilk-yazisi-destekleyelim-lutfen</guid>
      <pubDate>Tue, 07 May 2019 13:25:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2019/05/DSC_7688.jpg" type="image/jpeg" length="59797"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜRKLERİN GERÇEK BEKA SORUNU NEDİR?]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/turklerin-gercek-beka-sorunu-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/turklerin-gercek-beka-sorunu-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #ff0000;">TÜRKLERİN GERÇEK BEKA SORUNU NEDİR?</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; parlamenter sistemin etkisini tamamen kaybetmesi, denetimsizliğin zirve yapması ve yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanmasından kaynaklanan güç zehirlenmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; ehliyet, liyakat ve adaletin ortadan kalkması, bireysel hürriyetin yerine bireysel suskunluğun veya bireysel yalakalığın ikame edilmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; aydınların, akademisyenlerin, basının ve halkın eleştiri hakkı ve hürriyetinin ortadan kaldırılması, güven ortamının zedelenmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte siyasi güce dayalı liderlik olan hilafeti, dini bir makam gibi gösterip papalık benzeri bir hilafet özlemini dile getirenlerin her yeri doldurmasıdır. </span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; belirli dini grup ve cemaatlere devlet kurumlarının anahtarlarının teslim edilmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; bir kahramanlık göstermeden isim bile verilmeyen bir geleneğin çocuklarının hiçbir bürokratik, akademik başarısı, tecrübesi olmaksızın şucu veya bucu, şunun veya bunun yakını diye en üst düzeylerde görevlendirilmesi, akademik düzeyi bile tartışma konusu olan kişilerin üniversitelerde en üst düzeylerde görevlendirilmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; devletin üniter yapısını ortadan kaldırma ihtimali olan her türlü girişimin, etnik ayrımcılık, federal sistem görüşmesi vb. tartışmaların yapılmasıdır.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; yetkililerin ülkeyi bir mozaik gibi göstermesi, Türk milleti kavramına vurgu yapacakları yerde, olmayan etnik kimlikleri sıralayıp durması, Türk Milleti kavramını tartışılır hale getirmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; devletin yetkili mercilerinin, radyosunun, televizyonunun, sanal âleminin ve basınının kullandığı stratejik kavramları ve teknik terimleri özenle kullanmamasıdır. Uzlaştırıcı ve birleştirici değil, ötekileştirici ve dışlayıcı olmasıdır. </span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; PKK’yı terör örgütü görmek istemeyen içeriden ve dışarıdan birçok sözde dini önderin, sözde âlimin ve dini grupların ülkenin her tarafında cirit atması ve bunların devletin kurumlarınca, bürokratlarca desteklenmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; kendilerini İslamcı nitelendiren kişi ve grupların hâlâ vatan, millet, bayrak ve İstiklâl Marşı’ndan rahatsız olmasıdır.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; modern eğitimin her  türlüsünden sözde inancı adına rahatsız olan ve bunun yerine skolastik Orta Çağ zihniyetine dayalı medreseyi dayatmak ve medrese mezunlarına üniversite diploması vermektir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; sosyal değişmeyi inkâr ederek, bin yıl önceki aile kavramını, sanki tek modelmiş gibi, günümüze dayatarak Müslüman toplumun asla kabul etmeyeceği bir aile modelini ideal aile ve kadın anlayışı diye dayatmaktır. </span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; topluma zararlı olan her türlü fikri akımla bilimsel yolla değil güvenlik yoluyla mücadele edilmesidir.</span>
<span style="color: #000000;"><span style="color: #ff0000;">Beka sorunu</span>, hakikatte; televizyon ekranlarından açıkça toplumsal yapıyı bozan propagandaların yapılmasını seyretmek, milli ve manevi değerlerin yok edilmesine göz yummaktır. Genel anlamda bir milli eğitim ve milli kültür politikasının olmamasıdır.</span>
<span style="color: #000000;">Velhasılı kelam, beka sorunu, hakikatte; her şeyin siyasi düzleme çekilmeye çalışılması, hakiki beka sorunlarının gözardı edilip, bekâ sorunu teşkil etmeyen meselelerin beka sorunu alanına sokulmasıdır.</span>
<span style="color: #000000;">İbrahim Maraş</span></h2>
<img class="alignleft size-full wp-image-12515" src="https://www.tosyahaberler.com/wp-content/uploads/2019/03/MANŞETTTİBRAHİM-MARAŞLI.jpg" alt="" width="622" height="350" /></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Kültür Sanat, Güncel, Analiz, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/turklerin-gercek-beka-sorunu-nedir</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Mar 2019 11:30:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2019/03/MANŞETTTİBRAHİM-MARAŞLI.jpg" type="image/jpeg" length="61584"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KALANLARA,BU ŞEHİR İSTANBUL DEDİRTECEK..]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/kalanlarabu-sehir-istanbul-dedirtecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/kalanlarabu-sehir-istanbul-dedirtecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Susacaksın yeri geldiğinde</h2>
<h2>Göçmen baharları uğurlayacak</h2>
<h2>Toprağında yapraklar çürüteceksin</h2>
<h2>Sen susacaksın</h2>
<h2>İçin çatlayacak</h2>
<h2>Yasakların çif dişli toynakları ezecek içini</h2>
<h2>En legal acın bu olacak</h2>
<h2>Kara gölgeli ağaçlar gölgeleyecek seni</h2>
<h2>Köklerini salacak içine</h2>
<h2>Yazacaksın</h2>
<h2>Anlaşılmayacak</h2>
<h2>Yazacaksın</h2>
<h2>Sır susacaksın</h2>
<h2>En masum itirafın bu olacak</h2>
<h2>Sen duracaksın rüzgara karşı</h2>
<h2>Ellerine vapuru takip eden martılar konacak</h2>
<h2>Bu şehir kemanın ince acısında</h2>
<h2>Udi bir yalnızlığa sürgün ederken akşamları</h2>
<h2>Limandan, gemiler yükü ayrılıklar kalkacak</h2>
<h2>Alıp götürse bile, kalanlar geceye yetecek</h2>
<h2>Kalanlara bu şehir İstanbul dedirtecek</h2>
<h2>                                                   <span style="color: #000000;">  H. BAŞARAN</span></h2>
<img class="alignleft size-medium wp-image-12116" src="https://www.tosyahaberler.com/wp-content/uploads/2019/02/MANŞETTT52401187_961546004235653_2211595724339019776_n-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür Sanat, Eğitim, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/kalanlarabu-sehir-istanbul-dedirtecek</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Feb 2019 15:40:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2019/02/MANŞETTT52401187_961546004235653_2211595724339019776_n.jpg" type="image/jpeg" length="10968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İÇİNLE SOR HESABINI..]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/icinle-sor-hesabini</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/icinle-sor-hesabini" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dağ ıssızlığı gibi</p>

<p>Şehre yabancılık gibi suskunluk</p>

<p>Rüzgara ram olmuş başaklar</p>

<p>Islandıkça acıya bereket</p>

<p>Kuru ayazda donan izlerin</p>

<p>Sürünmekten gocunmasın</p>

<p>Sana gölgeler büyüttüler</p>

<p>İçinle sor hesabını</p>

<p>Ellerini cebine kim koydu</p>

<p>Boynunla çekiyorsun</p>

<p>Urganı gönlüne kim vurdu</p>

<p>Uçamıyordun bile kelebek</p>

<p>Biri gönlüne yol sordu</p>

<p>Sürebilseydin duanı yüzüne</p>

<p>Alın yazının kalemi olurdun</p>

<p>Bir de yâr anlını seçerdin</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dört mevsim yazmalıydın gönlüne</p>

<p>Bir mevsim ağır durdu</p>

<p>Feri süzülmüş nazarının</p>

<p>Can/dan çekilmiş el ayağın</p>

<p>Uçurum kıyısında dimdik hayat</p>

<p>Yalnızlığa isyansın papatya</p>

<p>İçinle sor hesabını</p>

<p>Yüreğine yolu kim sordu</p>

<p>As darağacında kurut</p>

<p>Mendili cebine kim soktu</p>

<p>Şu çirkinliğe bir bak</p>

<p>Yüreğini ayak altına kim koydu.</p>



</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür Sanat, Güncel, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/icinle-sor-hesabini</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Dec 2018 17:57:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2018/12/MANŞETTTDSC_5571.jpg" type="image/jpeg" length="52131"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ ÖLÇÜYÜ  KAÇIRMAMAK...]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/olcuyu-kacirmamak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/olcuyu-kacirmamak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<strong> ÖLÇÜYÜ  KAÇIRMAMAK..</strong>

<strong> İnsan olmanın türlü sorumlulukları var. <em>Adil  olmak</em> da bunlardan biri.</strong>

<strong>  Adalet kavramı sadece hukuku ilgilendiren bir kavram değil elbette. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız olaylara bakış açımız ve yaklaşımımız, adalet sınavından geçip geçmediğimizi gösteren en önemli mihenk taşı.</strong>
<strong>                                     ****</strong>
<strong><em>   ’’Muhakkak ki Allah size adil olmayı ve iyiliği emreder.’’ Nahl 90</em></strong>

<strong>        Allah adil olmayı ‘sizler’ diyerek hepimize emrediyor.Yeryüzünde ‘ölçü’  yaratan Rahman, bizden ölçülü davranışlar bekliyor.</strong>
<strong>       ‘En güzel yaratılış’ ile dünyaya gönderilen insanın yaratılış kodlarına uygun bir hayat yaşayarak istediği güzel sona ulaşabilmesi ‘ölçü’ yü kaybetmemesine bağlı.</strong>
<strong>                                   ****</strong>
<strong>  Adil olmak önemli.</strong>

<strong>  Adil olmanın ilk şartı ise, objektif olmak..</strong>

<strong>  Kişileri ve olayları değerlendirirken onlara olan öfkemiz, olumsuz kanaatlerimiz, kinimiz, husumetimiz bizleri objektif olmaktan uzaklaştırıp adaletsizliğe götürüyorsa ortada ciddi bir davranış problemi var demektir.</strong>

<strong>                               ****</strong>
<strong><em>’’Müslüman yalan söylemez’’</em>  Hz Muhammed</strong>
<strong>  Adeletsiz olmakla yalan söylemek arasında çok yakın bir bağlantı var aslında.</strong>

<strong>  Nasıl mı?</strong>

<strong>  Doğrusunu bildiği halde bir çıkar için tersini söyleyen insan yalan söylemiştir.</strong>
<strong>  Doğrusu gözünün önünde olduğu halde görmemek için gözünü kapayanın bundan farkı var mı?</strong>

<strong>  Kişi yalanı bazen kendi çıkarı için söylerken bazen de başkasının çıkarı için söyler.  Çoğu zaman bu çıkar;  bir kurumun, bir devletin bir cemaatin ya da korunulması gereken başka bir şeyin çıkarı olur.</strong>

<strong>  Adaletsizlikte de öyle değil mi?</strong>

<strong>  Hukukunu korumaya koşullandığımız çevremizin çıkarları bizi yanlış yargılara sevketmiyor mu?</strong>

<strong>  Cemaatimiz, bizim gibi düşünenler, dostlarımız, akrabalıklarımız..</strong>

<strong>  Dürüst olalım, karşı mahalleden birisinin yanlışına  ‘bizim mahalle’nin insanının yanlışına baktığımız gibi mi bakıyoruz?</strong>

<strong> Adil olmayan davranışlarımız, üzerini örttüğümüz gerçekler açısından yalana ne kadar da çok benziyor.</strong>
<strong> </strong>

<strong>                                 ****</strong>

<strong><em>"</em><em>Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin</em><em>" </em></strong>
<strong><em>Maide 8</em></strong>

<strong>   Rabbimizin bizden istediği birşey var, o da ; kinimiz nedeniyle adaletsizliğe sürüklenmememizi emrediyor.</strong>

<strong>  Namaz kılmamızı emreden ayetle <em>Adil olmamız</em>ı emreden ayet arasında kaynak, ve muhatap açısından bir fark var mı?</strong>
<strong> </strong>

<strong>        O halde namaz emrine gösterdiğimiz haklı hassasiyeti <em>‘’Adalet’’</em> emrine de göstermemiz gerekmez mi?</strong>

<strong>        Allahın ayetleri arasında fark gözetmeden aynı davranışı sergilemek bize yakışacak bir erdem değil mi?</strong>
<strong> </strong>
<strong>                               ****</strong>

<strong>  İnsanın en zor imtihanlarından birisi sevmediği halde bir kişi hakkında adil olabilmektir.</strong>

<strong> Bir insanı değerlendirirken onun sadece değerlendirmemize konu olan yanına bakabilmek önemli elbette.</strong>

<strong> Sevmesek de, hatta kalbimiz kinle dolu olsa bile adil olabilmek..</strong>

<strong> Muhatabımız başka dinden, mezhepten, meşrepten, ideolojiden…</strong>
<strong> Neyden olursa olsun değerlendirmelerimizde adil olmak zorundayız.</strong>

<strong> Rabbimizin bizden istediği bu..</strong>

<strong> Kolay mı? Elbette değil.</strong>

<strong> Ancak <em>İnsan kalmanın bedeli olan</em> ilahi buyrukların unutulmaması gereken bir özelliği var ki o da ‘<em>’Allahtan korkanlardan başkalarına’’</em> ağır gelmesi.</strong>

<strong>                                        ****</strong>

<strong>  Madalyonun bir diğer yüzü de sevgimiz nedeni ile gösterdiğimiz adaletsiz davranışlar.</strong>

<strong>  Sözü ya da davranışı tahlil ederken ‘kimin söylediğine’ göre geliştirdiğimiz bakış açıları..</strong>

<strong>  Oysa kinimiz gibi sevgimiz de biz adil davranmaktan alıkoymamalı.</strong>

<strong>                                      ****</strong>
<strong>  Adalet,  en çok ona ihtiyacı olana yakışır.</strong>
<strong> </strong>
<strong>                                        ****</strong>
<strong>  Dünya sahnesinden ayrıldığında kırdığı cevizlerle karşılaşacak olan insanın adalete olan ihtiyacı tartışılabilir mi?</strong>
<strong> </strong>
<strong>  Hani kendi iç dünyamızda bulduğumuz mazeretlerle kırdığımız cevizlerden bahsediyorum.</strong>

<strong>  Niyetimize ve o cevizleri kırarken içinde olduğumuz koşullara bakarak karar verecek olan ‘’adli mutlak’’ a ne kadar da güveniyoruz.</strong>
<strong>‘O beni biliyor’ diyoruz her şeyden önce. Kalbim temiz diye ekliyoruz sonra..</strong>

<strong>  Evet… Hakikaten öyle.</strong>

<strong>  Rabbimiz kalplerde olanın en gizlisini bilendir. Kulunun acziyetini de bilir gücünü de…Özünde iyi olana özüne göre muamele eder.</strong>

<strong>  O halde adalet istemeye hakkımız olması için adil olma bedelini ödememiz gerekmez mi?
</strong>
<strong>                               ****</strong>
<strong> Sevgimiz ya da kinimizden doğan kanaatlerimizin ne bize ne de dünyaya faydası yok.</strong>

<strong> Bizden farklı düşünse de, bize göre hareket metodları yanlış olsa da bırakalım onların hesabını Allah görsün.</strong>

<strong> Doğruya doğru yanlışa yanlış derken sevgimizi ve kinimizi bir kenara bırakalım.</strong>

<strong> Adil olalım adil kalalım ki adalet bulalım..</strong>

<strong><em> Selam ve selametle…</em></strong></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Kültür Sanat, Eğitim, Medya, Analiz, Röportaj, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/olcuyu-kacirmamak</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Oct 2017 17:20:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2017/10/t_saliha-bakici.jpg" type="image/jpeg" length="69745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOSYA'DA İMAM OLMAK]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/tosyada-imam-olmak-sadece-5-vakit-namaz-kildirmakmidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/tosyada-imam-olmak-sadece-5-vakit-namaz-kildirmakmidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<strong><span style="color: #000000;">Bir zamanlar “sadece namaz kıldıran insanlar” olarak bilinen imamlar artık caminin dışında da görevlerini devam ettiriyorlar. Bulundukları camileri adeta birer eğitim merkezlerine çeviren imamlar...</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Bir zamanlar “sadece namaz kıldıran insanlar” olarak bilinen imamlar artık caminin dışında da görevlerini devam ettiriyorlar. Bulundukları camileri adeta birer eğitim merkezlerine çeviren imamlar, mesajlarını halka çeşitli yollarla iletiyor. Bazı imamlar bilim adamlarını camiye davet ederken, bazı imamlar camilerini adeta bir külliyeye ve sosyal yardım merkezlerine çeviriyor. Mesajlarını sinema diliyle aktaran imamların yanı sıra musikinin hoş nağmelerini terennüm eden imamlarımız da var.</span></strong>

<strong><span style="color: #ff0000;">FAKAT </span></strong>

<strong><span style="color: #ff0000;">Günüzmüz'de  Diyanetin ve Müftülüklerin tüm uyarılarına rağmen  tüm öneri ve ikazlarına rağmen hala namazdan namaza cemaat gibi camiye giden imamlarımızda maalesef mevcut.</span></strong>

<strong><span style="color: #ff0000;">(imam maaşı  1 Derce İmam : 3400 tl ) </span></strong>

<strong><span style="color: #ff0000;">İmamlığının dışında  çarşıda esnaf yanında çalışmak  iş yeri işletmek fabrikalarda çalışmak ki bunlar genelde gayri resmi olarak   çalışan imamlarımız acaba imamlık vazifelerini yerine getirmenin huzurunu ne derece hissediyorlar.Camilerin içlerini mahalle sakinlerinin hanımlarına yada temizlikçi tutarak temizlettiren imamlarımız ne derece vazifelerinin huzuruna eriyorlar acaba,  Camilerin avlusunda onca eksik var iken çiçeklerle avlularımız süslenmesi icap ederken imamlarımız belediye bahçıvanından camimin avlusuna çiçek dikiver derken  cami avlusundaki çöplerin temizliği çim fidan  dikimi için belediyeye müracat eden imamlarımız olsa'da bunları önemsemeyip çarşıdaki işyerinin önünün temizliğini belediyeye yaptırmak için müracat eden imamlarımız ne derece vazifelerinin huzuruna eriyorlar acaba, evet bu örnekleri herkesinde bildiği gibi çoğaltmamız mümkündür ama susuyor göz yumuyoruz çünkü bizlerde imamlık makamı kutsaldır böyle  olsa bile dile getirmek ile o makamı incitmekten korkarız. Peki o zaman   vazifelerinin hakkını gerçekten veren ve gerçekten makamının verdiği yükü iliklerinde hisseden ve gereğini yapan örnek imamlarımızdan  bahsedelim biraz.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Evet, değişen Türkiye’de imamlar da kendini geliştiriyor. İmamlar artık caminin dışına çıkarak toplum hayatının içine giriyor, sosyal faaliyetlere ve etkinliklere önderlik yapıyor. Eğitim olarak da kendilerini geliştiren imamlar, cemaatin de eğitimlerine katkıda bulunuyor. İmamlar artık, kendilerini sadece 5 vakit namaz kıldıran insanlar olarak değil, sabah namazıyla mesaiye başlayıp gece saat 23’lere kadar cemaatle içli dışlı olan, değişik faaliyetler tertip eden, kitap yazan, sanatla uğraşan insanlar olarak görülüyor.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Yaptığı çalışmalarla farklı bir portre çizerek örnek teşkil ettiğini düşündüğümüz din görevlileri, verdikleri uğraşların ekstra çalışmalar olduğunu kabul etmiyorlar ve “Biz aslında yapılması gerekeni yapıyoruz, görevimizi yapıyoruz. Bir imamın vazifesi günde 5 kere camiyi açıp kapatmak, namaz kıldırmak değildir. Din, hayatın kendisi olduğu gibi din görevlisi olan imamlar da hayatın içinde olmalıdır.” diyorlar. </span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Bir imamın söyledikleri ise kulaklara küpe olacak cinsten: “İmamın görevi camide namaz kıldırmak değildir. Camiye gelen cemaat nasıl olsa bir şekilde namazını kılacaktır. Din görevlisinin görevi camiden çıktıktan sonra başlar. Çünkü caminin dışında da bir hayat vardır ve bu hayatta dargınlıklar, küslükler, çocuklar, gençler, aileler, işsizler vardır. Din görevlisi bir şekilde hayatın bu kısmıyla da ilgilenmek zorundadır; çünkü dini, hayatın dışında bir yere koyamazsınız.”</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Kendisini, yapması gereken işini layıkıyla yapmakla yükümlü bulan ve görevi camiden çıktıktan sonra başlayan imamlarımızdan bazıları ile görüştük. Biz eminiz ki bu gibi din görevlilerimizin sayısı bunlardan çok çok daha fazla. Olması da lazım zaten...</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) aynı zamanda bir imam olması hasebiyle “Peygamber mesleği”ni icra eden ve yaptığı çalışmalarla farklı bir portre çizen imamlarımızdan bir demet sunuyoruz sizlere…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Niyet ve gaye</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Her işte önemlidir ama sahih bir niyet bu meslekte daha da önemlidir. Ben neden imamlık yapıyorum, sorusunu kendisine soran bir imamın aklına ilk gelen şeyler, insanlara Allah için öncülük etmek, dosdoğru namaz kılmalarını sağlamak, onları Allah için bilgilendirmek ve bilinçlendirmek, onlara güzel bir Müslümanın nasıl olduğunu göstermek gibi şeyler ise niyeti sağlam demektir. Çok kazanmak, rahat etmek gibi şeyler geliyorsa bence bir başka meslek seçmelidir.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Heyecan ve aşk</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Sağlam bir niyetle mesleğinde heyecan duyması, imamlığa ve camiye adeta âşık olması bir imamın canlı olduğunu gösterir. Bu durum sürdükçe hizmetteki yükselişi de sürer. Bu hal aynı zamanda cihat ruhudur, ya da bu hali yaşayan birisi cihat ediyor demektir. Ümmeti canlandırıp yükseltecek olan şey cihat ruhudur. Bu ruh olmazsa diğerleri fazla iş görmez.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Resulüllah'ın makamında bulunduğu bilincinde olmak</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Bilindiği gibi Resulüllah Efendimiz (sa) ümmetin her bakımdan imamıdır. İmamlar da onun bu görevini kısmen, yani imamet-i suğra düzeyinde temsil ederler. Mihraba geçerken, burada peygamber bulunmadığı için onu temsilen yerine ben geçiyorum diye düşünürse görevinde ona layık olmaya çalışır.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">40 kitaplıklı camii</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">“Camiyi bilim dünyasına açan imam” olarak bilinen Topkapı Teknik Oto Sanayi Sitesi Çinili Camii İmam Hatibi Ahmet Yüter ile bu konuyu görüşmek üzere yağmurlu bir günde gittiğim caminin kapısından girince beni başka bir sürpriz daha bekliyordu. Her ne kadar Ahmet Yüter, camisinde bilim, sanat ve edebiyat dünyasından insanlara konferans verdirmesiyle tanınsa da camiden içeri girdiğimde Yüter’in tek çalışmasının bu olmadığını gördüm.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          Camide bulunan tüm sutunlar, duvarlar ve köşeler kitaplıklarla doluydu. Sanki bir camii değil kütüphane gibiydi. Yüter’den öğrendiğimize göre camide tam 40 tane kitaplık ve 1400 civarında kitap var. Kitapları incelediğimde psikolojiden, din eğitimine; çocuk eğitiminden tarihe, şiir kitabından romana kadar her türden kitap olduğunu gördüm. Asıl şaşkınlığı ise Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” ve “Diriliş” kitaplarını görünce yaşadım. Bu kitapları bir caminin kitaplığında görebileceğimi sanmazdım. Acaba Turgut Özakman bunu bilse ne derdi?</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          İmam Ahmet Yüter, camilerinde bölücü, ayrılıkçı unsurlar içermeyen, nefret ettirici, tiksinme hissi vermeyen kitaplara yer verdiklerini belirterek, “Cami cemaati de camimizde bulunan kitaplara katkıda bulunarak kendilerinin okuyup istifade ettikleri kitapları getiriyorlar. Ayrıca camimizde bulunan kitapları alıp okuduktan sonra iade ediyorlar. Camiye kitaplıkları yerleştirdikten sonra cemaatin kitap okumaya karşı olan ilgisi de arttı” diyor.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Sokaktan camiye</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Antyeri, Samsun’un Tekkeköy ilçesine bağlı 80 haneli bir köy. Köyün gençleri 2003 yılına gelinceye kadar akşamları sokaklarda içki içip nara atmakta, köyden silah sesleri eksik olmamaktadır. Gençler, köyün muhtelif yerlerini içki meclisi haline getirmişlerdir. Öyle ki köyün camisinin bulunduğu sokak bile gençlerin içki meclislerinden biriydi, orada içip silah atabiliyorlardı.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          2003 yılında köye imam olarak gelen Mustafa Kolcu, Ramazan ayını da fırsat bilerek gençlerle iletişime geçip onları teravih namazı kılmaya ve teravihten sonra çay içmeye davet eder. Kolcu’nun imam odasında oluşturduğu kütüphane ve çay ocağında başlayan çay muhabbetleri, bir değişimin ve dönüşümün habercisidir aslında.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Kolcu’nun namaz ve çay daveti sadece gençlerle sınırlı kalmaz. Köyün büyükleri, yani bu gençlerin babaları da davetin muhatabıydılar. Ramazan ayı olması hasebiyle kadınların da camiye mukabele okumaya gelmesiyle köy adeta bir eğitim fakültesine dönüşür. Gençler artık, Ramazan ayı boyunca teravih namazlarının müdavimi olmuşlardır. Genelde sanayide çalışan gençler hafta sonlarını da artık cami merkezli bir ortamda geçirmeye başlamışlardır. Camiye yanaşan ve yaklaşan gençler, içkiden ve içkili ortamlardan uzaklaşmışlar.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Gençlerin camiye bu şekilde ısınmasında (tarihçi yazar Ömer Naci Yılmaz’ın tabiriyle) imam hatip Kolcu’nun bir cami görevlisi, bir memur olarak değil de, cemaate kendilerinden birisi, bir ağabey şefkatiyle yaklaşmasının büyük etkisi vardır.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Mustafa Kolcu’nun Antyeri köyünde yaptıkları bunlarla sınırlı değil. Kış ve bahar aylarına mahsus olmak üzere, Cuma namazları sonrasında bayan cemaate yönelik ders uygulaması, yetişkinlere yönelik Kur’an’ı Kerim öğrenimi, yaz günlerinde kırlarda namaz kılma ve sohbet adı altında piknik geleneği, gençlerin öğrendiklerini yazmaya teşvik edilmesi, Tekkeköy ilçesine çeşitli vesilelerle gelen yazarların köye davet edilerek köy halkıyla ve gençleriyle buluşması, köydeki her eve Kur’an’ı Kerim meali dağıtılması ve her evde kütüphane oluşturma kampanyası bunlardan bazıları.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;"> Modern Külliye</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          Kartal’da bulunan Kurfallı Ali Duranoğlu Camii İmam Hatib’i Eşref Ergün, 1991 yılında göreve başladığında caminin 50 kişilik bir mescitten ibaret olduğunu söylediğinde oldukça şaşırdım. Çünkü karşımda koskoca bir “modern külliye” duruyordu. Bu külliye içinde neler yoktu ki: 1500 kişilik bir cami, bayanlar için özel olarak yapılmış 250 kişilik mescid, 1100 kişilik bir imam hatip lisesi, aynı zamanda cemaatin düğün, nişan ve diğer merasimlerini de yapabileceği 1000 kişilik konferans salonu, her gün 400 kişiye yemek verilen bir yemekhane, öğrencilerin faydalanabileceği 5000 kitaplı bir kütüphane, oyun parkı, kafeterya gibi sosyal hizmet alanları…</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          Caminin çevre düzenlemesine de büyük önem veren Ergün, caminin çevresini adeta yeşil bir parka çevirmiş.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">  Dargınları barıştırma komisyonu</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          Ergün’ün ilginç bir çalışması da “Dargınları Barıştırma Komisyonu”. Cami cemaatinden gönüllülerle bir komisyon oluşturan Ergün, birbiri ile dargın insanları arabuluculuk yaparak barıştırıyor. Bunun için iki ayrı komisyon oluşturan Ergün, dargın eşleri barıştırmak için “Aile Komisyonu”, birbiriyle ihtilaflı olan tüccarları barıştırmak için de “Tüccar Komisyonu” oluşturmuş. Her iki komisyonda da işin ehli insanlar yer alıyor. Aile Komisyonu’nda aile anlaşmazlıkları konusunda tecrübeli insanlar yer alırken, Tüccar Komisyonu’nda ise daha çok işadamları bulunuyor.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          Ergün’ün bu ilginç çalışmalarının yanı sıra fakir ailelere kömür yardımı, haftanın 3 günü kurslar düzenleyerek cemaate yönelik eğitim çalışmaları, hafta sonu öğrencilere derslerinde yardımcı olma, pazar sohbetleri, evlenecek olan bekârlara eşya yardımı, öğrencilere kırtasiye ve giyim yardımı gibi birçok çalışması var.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">          Ergün, yaptığı tüm bu çalışmalar sonucu birçok kurum ve kuruluş tarafından takdir ve teşekkür mektupları almış. Ergün, odasının duvarını süsleyen bu mektupları gösterirken haklı bir gurur yaşıyor.</span></strong>

<strong><span style="color: #ff0000;">Her nekadar yaptığımız bu haber bazı kesimleri rahatsız edeceğini düşünsek te imamlarımızın sorumluluklarını hatırlatmak adına bu yazımızdan  güzel sonuçlar çıkarmalarını temenni ediyoruz.</span></strong>



</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Eğitim, Güncel, Yerel, Analiz, Köşe Yazıları, Foto Galeri</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/tosyada-imam-olmak-sadece-5-vakit-namaz-kildirmakmidir</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Mar 2017 12:04:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2017/03/images.jpg" type="image/jpeg" length="99021"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[* İTHAM AHLÂKI * İDDİA VE İSNAT USULÜ * İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/itham-ahlaki-iddia-ve-isnat-usulu-ispat-yukumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/itham-ahlaki-iddia-ve-isnat-usulu-ispat-yukumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><span style="color: #000000;"><strong>* İTHAM AHLÂKI</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>* İDDİA VE İSNAT USULÜ</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>* İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>1. İddia ve isnatlarda "itham ahlâkı"na riayet etme zorunluluğu ve "ispat yükümlülüğü" vardır. Bu ahlâk, insan-insan ilişkilerinde gerekli olduğu gibi yargı önünde ve resmî devlet söylemlerinde de gereklidir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>2. Hakkındaki iddia ve kendisine yapılan isnat ispatlanana kadar herkes masumdur. Bir kimseye isnat edilen suç, meşru yargı önünde kanıtlanıncaya kadar o kimse suçsuz görülür ("Beraet-i zimmet" prensibi. Bkz. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>3. Bir suçun subutu öncesinde; bir kimseyle ilgili iddia ve isnadı işitenlerin ilk yapması gereken, o iddia ve isnadın asılsız olduğunu düşünerek suç töhmeti altında bulunan kişi hakkında hüsn-ü zanda bulunmaları ve duyduklarının iftira olduğunu düşünmeleridir (Mushaf, 24:16).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>4. İddia edene (muddeî) sadece iddia etmesi ve isnatta bulunması yetmez, söylediğini açıkça ispat etmesi gerekir; inkâr eden (muddea aleyh) ise hakkındaki iddiaya ve kendisine yapılan isnada karşı yemin ederek kendisini ibra eder. (Temel usul kuralı: ألدليل على من يدعيى وليمين على من أنكر)</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>5. Her iddianın, -"salt söz, söylem, yorum ve ithamla değil"- delil değeri taşıyan açık karinelerle kanıtlanması gerekir. Bir suç ancak kesin delil (karine), açık kanıt (beyyine), tanık ya da suç isnadı altında olan kişinin itirafı (ikrar) ile subut bulur. Hassas olaylarda bazı özel iddia ve isnatlarla ilgili isnatların ispat koşulları özel hükümlere bağlı kılınmıştır (Ör. Mushaf, 24:4-9).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>6. Kanıtlanmamış bir iddia ve isnatla hiç kimse itham edilemez, suçlu görülemez. Bunun tersi usulsüzlük olur, iddia sahibine (muddeî) iftira günahı yükler. İftira ise büyük bir zulümdür, ahlâkî düşüklüktür. İftira (bir başkası hakkında kanıtlanamamış bir suçla itham edici nitelikteki her iddia ve isnat) hiçbir semavî tarihsel şeriatta, hatta hiçbir beşeri hukuk sisteminde meşru görülmemiştir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>7. Kanıtlanması mümkün olmayan ya da iddia eden nezdinde kanıtlanması mümkün olsa bile ispatı yapılmamış veya ertelenmiş bir ithamla hiç kimse zan altında tutulamaz, kendisi hakkında şaibe oluşturulamaz. İddia ve isnadın ispatı ertelenemez; bunun ertelenmesi, kendisi hakkında ithamda bulunulan kişiye yönelik açık haksızlık olur, çünkü temadî eden süreç müttehem kişinin haysiyet, şeref ve onuru yönünden kendisinin aleyhine işler -velev ki iddia ve isnat tümüyle gerçek olsa bile-...</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>8. İddia ve isnat açık olmasa bile suç ihsasında bulunmak da, iddia ve isnatlarda olduğu gibi onu kanıtlamayı gerektirir. Çünkü ihsas da, insanı töhmet altında bırakır, kişinin hürmetini zedeleyerek hukunu ihlâl eder (Ör. Bir kimse için açıkça "zina yaptı" ithamında bulunmak suretiyle değil de, "onu şöyle bir yerde görmüşler, bunu bana söylediler" şeklindeki bir söylemle töhmet altında tutmak gibi).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>9. İddia ve isnat muhatabın gıyabında yapılmışsa, ispatı için muhatabın huzurda olması aranmaz/gerekmez. Bunun istisnasını mazur kılacak makul, mücbir bir neden yoksa ispat, iddia ve isnatla birlikte eş zamanlı yapılmalıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>10. Bir suç isnadında, isnatta bulunan kimsenin iyi (salih), dürüst (sadık), erdemli (muttakî) bir insan oluşu; karine, beyyine ve tanıkla ispat yükümlülüğüne bedel görülemez, hiç kimsenin salâhı, sadakati, takvası iddia ve isnadında kendisinde ispat yükümlülüğünü kaldırmaz (Ör. İddia ve isnatta bulunan kişi için, "O kimse oldukça salih bir kimse, asla iftira edecek birisi değil" yaklaşımıyla hiç kimsenin kanıtsız iddia ve isnadı doğru kabul edilemez).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>11. Suçla ilgili şüphe, suçlanan (sanık) lehine değerlendirilir, şüpheler nedeniyle cezaların infazı kaldırılır (Hadis: "Şüphelerle had cezalarını kaldırın." إدرؤوا الحدود بالشبهات).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>12. İddia, isnat ve ihtilaflarda tarafları dinlemeden tek taraflı karar vermek doğru olmaz, haksızlık olur (Hz. Musa'nın tek tarafı dinleyerek ve yanlı davranarak adam öldürmesi (Mushaf, 28:15), ardından gelen samimi nedameti (Mushaf, 28:16-17), çektiği sıkıntılar, yanlı davranmasıyla yanlış yaptığını idraki ve tevekkülü (Mushaf, 28:18-22) çaplı bir örnektir).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>13. İddia, isnat ve ihtilaflarda hakkı gözetmek ve ayakta tutmak, adaletsizlik yapmamak, kin ve nefret nedeniyle adaletten sapmamak (Mushaf, 5:8); sevgi ve yakınlık saikiyle tarafgirlik yapmamak, yakınlar aleyhine bile olsa adil davranmak, adaletle muamelenin zorunlu olduğu yerde duygusal davranmamak, haksız olana taraf olmamak gerekir (Mushaf, 4:135).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Uygulamadaki pek çok soruna rağmen, beşerî hukuk sistemleri de en azından doktrinde bu usul prensiplerinin çoğunu benimser. Bu ahlâkî ve hukukî sorumluluklar (masumiyet karinesi), her birimizi tek tek birey olarak da böylece bağlar, bir devletin kamu adına iddiada bulunan savcısını da böylece bağlar.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong></strong></span>

</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Eğitim, Yerel, Analiz, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/itham-ahlaki-iddia-ve-isnat-usulu-ispat-yukumlulugu</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Nov 2016 17:16:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2016/11/15250899_10207762575998572_7853618403071982321_o.jpg" type="image/jpeg" length="46229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HAKKIDIR, HAK'A TAPAN, MİLLETİMİN İSTİKLAL !.]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/hakkidir-haka-tapan-milletimin-istiklal</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/hakkidir-haka-tapan-milletimin-istiklal" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<strong><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Milletlerin hayatında geleceklerine yön veren önemli olaylar kilometre taşı niteliğinde abidevi şahsiyetler vardır. Genç nesillerin iyi yetişmeleri, geleceğe güvenle bakabilmeleri, millet hayatında yeni değerlerin ortaya çıkabilmesi ve milli şuurun ayakta tutabilmek için bunları hatırlamak gerekir
İşte kara günlerimizin göstergesi, kahramanlık destanımız, heybetli kimliğimiz, yurt severlik ve özgürlük aşkımız İstiklâl Marşı ve milletimizin sinesinden çıkarak onun acılarını, umutlarını kararlılığını " Hayal ile yoktur alkış verişim, her ne demişsem görüp de söylemişim " diyerek abideleştiren Mehmet Akif...</span></span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">İstiklal Marşı'nı anlamak için onun hangi şartlarda yazıldığını bilmemiz ve çerçevede değerlendirmemiz gerekmektedir.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> İstiklal Savaşının elemli ve buhranlı günlerindeyiz. İzmir gitmiş, Bursa düşmüş, Afyon kaybedilmiş. Düşman orduları ,Türk yurdunun her yanına sokulmuş. Türk milleti tarihinin en karanlık günlerini yaşamaktadır.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Akif, Kuvayi Milliye' nin Ege' deki merkezlerinden Balıkesir' e gider Burada halktan aradaki ayrılıkları kaldırmalarını, düşmanlara karşı birleşmelerini isteyip, herkesi yurt savunmasına çağırır. Meclisin açıldığı günlerde "Artık burada duracak zaman değildir," diyerek Ankara' ya gelir. Meclisin önünde Akif'le karşılaşan Mustafa Kemal " Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz." der</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Anadolu iç isyanlarla karşı karşıyadır. Kurtuluş Savaşı sürerken Akif Kastamonu camilerinde yaptığı konuşmalarda milli ve manevi değerlerin tehlikede olduğunu belirterek Müslümanları birliğe, düşmana karşı savaşmaya ve çağırır. Bu konuşmaların yayımlandığı dergi ve gazeteler Anadolu' nun bütün illerinde, sancaklar ve kazalardaki idarecilerle okutturulur. Kitaplar, broşürler şeklinde yeniden basılarak cephelere, köylere dağıtılır.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Aralık 1920' de Kastamonu' dan Ankara' ya gelen Mehmet Akif Mustafa Kemal "Kastamonu' daki vatanper mesainizden çok memnun oldum. Sevr antlaşmasının memleket için ne kadar f eci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşat kadar hiçbir gazete neşretmedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşat' ın büyük hizmeti oldu. Bunun için bilhassa teşekkür ederim. der.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Genel Kurmay Başkanı İsmet Paşanın Saldırgan düşmana karşı Anadolu'da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak ve gelecekte milli bir marşımız olacak marşın hazırlanması teklifinden sonra Yarışmaya 734 şiir katılmış Ama hiçbiri istenilen özellikte bulunamamıştır</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Mehmet Akif ise "Milletin kurtulacağını para ile mi söyleyeceğiz " diyerek bu yarışmaya katılmamıştır</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Hasan Basri yarışma için konan ödülün ona verilmeyeceğine dair güvence verince</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> - O halde yazalım. Deyip yazmıştır</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> İstiklal Marşı "Korkma!" seslenişi ile başlar. Buradaki korku ifadesi sıradan bir korku olmayıp her karış toprağı şehit kanları ile yoğrulmuş aziz vatanımızın kaybedilme endişesinin dillendirilmesidir Bu en olumsuz durumlarda dahi ümitli kalabilmenin bir ifadesidir. Çünkü esaret de ümitsizlik de bize yakışmazdı</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Bir başka dizesinde ise : Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın." Diye gençlere seslenir. Vatanın korunması, bastığı yerleri toprak diyerek geçmeyen; bu topraklar altında kefensiz olarak yatan şehit dedelerini unutmayan vefalı bir gençliğin eliyle olacaktı</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Öyle de oldu. Milletimizin hür yaşama azmi ve aşkı Mustafa Kemal gibi eşsiz bir liderin başkalığında bizlere yeni ufuklar açacaktı . Ezelden beridir hür yaşamış ve bundan sonra da yaşayacak olan milletimiz vatanına ve istiklaline yönelmiş olan bu çılgınca ve hayâsızca saldırılara elbette boyun eğmeyecekti.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Mustafa Kemal "Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır,</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> İstiklal Marşı'nda, istiklâl davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim bölümü de</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> "Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl"</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar, işte bunlardır.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Akif İ ise : O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. - Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yeise düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydik? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz... Fakat imanımız büyüktü: O şiir, milletin o günkü heyecanının bir kıymetli hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz... Onu kimse yazamaz... Onu ben de yazamam... Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım...</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">İstiklâl Marşını sevmek, ülkemizi sevmektir,</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> İstiklal Marşını coşkuyla söylemek, ülkemize , bağımsızlığımıza sahip çıkmaktır.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Bağımsızlığınıza sahip çıkmak ise, onurumuza sahip çıkmaktır.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> İstiklâl marşı ve bayrak törenlerinde bizlerin göstereceği ciddiyet ve coşkunun derecesi bize bırakılan yüce mirasa ne denli sahip çıktığımızın göstergesi olduğundan; bayrak törenlerine karşı her zamankinden daha duyarlı olmak, bağımsızlık sevdası ile bu toprağa düşmüş şehitlerimize karşı boynumuzun borcu olmalıdır. Ancak o zaman İstiklâl Marşımızın yazarı üstad Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın" duası gerçekleşir.</span></strong>

<strong><span style="color: #000000;">Konuşmamın sonunda hem bu yüce destanı yazan ustayı, hem de yazdıran sayısız kahramanı rahmetle anarken, son sözü yine üstadın dizelerine bırakıyorum:</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> Mehmet Âkif Ersoy diyordu ki " Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın." Ama Mehmet Âkif Ersoylar hep olsun.</span></strong>
<strong><span style="color: #000000;"> <span style="font-size: medium;">Gönül BATTAL
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni</span></span></strong>



</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Spor, Dünya, Ekonomi, Kültür Sanat, Tosya Oto Pazarı, Sağlık, Siyaset, Eğitim, Güncel, Yerel, Bilim ve Teknoloji, Medya, Resmi İlan, Analiz, Röportaj, Tosya Meslek Yüksek Okulu, Köşe Yazıları, Foto Galeri</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/hakkidir-haka-tapan-milletimin-istiklal</guid>
      <pubDate>Wed, 31 Aug 2016 09:54:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2016/08/DSC_7159.jpg" type="image/jpeg" length="87208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SAYIN BAŞBAKAN'A ÇAĞRIMIZ VAR..]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/2101</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/2101" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<span style="color: #ff0000;"><strong>Sayın Başbakan’a çağrı: Ilgaz Tüneli “15 Temmuz İstiklal Tüneli” Adıyla Açılsın</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>15 Temmuz 2016 ülke tarihimizin en karanlık gecesidir. O gece ülkemiz Siyonist haçlı zihniyetinin maşalarından biri olan FETÖ saldırısına maruz kalmış ve temelini attığınız ILGAZ tüneline sığınmak mecburiyetinde kaldınız. Bu tünel ülkenin istiklaline katkı sağlamıştır</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Sizin, konumunuz itibarıyla oraya uğramanız ve darbecilere karşı gereken talimatları vermeniz İSTİKLAL mücadelesinin kazanılmasına katkı sağlamıştır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Ilgaz Dağları İstiklal savaşında mühimmat taşınan yolda önemli bir geçiş bölgesidir. Bu bağlamda İnebolu- Ankara arası “İstiklal yolu” diye anılmaktadır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Bu yolu İSTİKLAL TÜNELİ ile taçlandırmak gerekir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>15 Temmuz ülkemizin işgal kuvvetlerine direniş günüdür. Bu günde cenabı Allah’ın lütuf ve keremiyle destan yazan önemli yerler, şehitler, gaziler ve kahramanlar zihinlerde yer etmeli, unutulmamalıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Dolayısıyla Cenabı Allahın lütuf ve keremi ile kazanılan bu mücadelede ev sahipliği yapan ILGAZ tünelinin adının 15 TEMMUZ İSTİKLAL olarak değiştirilmesi ve 30 Ağustos tarihinde açılışının sağlanmasını bekliyoruz.</strong></span>

<p>Saygılarımızla www.tosyahaberler.com</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Spor, Dünya, Ekonomi, Kültür Sanat, Asayiş, Tosya Oto Pazarı, Sağlık, Siyaset, Eğitim, Güncel, Yerel, Bilim ve Teknoloji, Medya, Resmi İlan, Analiz, Röportaj, Tosya Meslek Yüksek Okulu, Köşe Yazıları, Video Galerisi, Foto Galeri</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/2101</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2016 22:51:01 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2016/08/gdrh.jpg" type="image/jpeg" length="89998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOSYA HİLKATİNDE YAŞIYOR OLMANIN HAVSALASINI SÖYLEMEK !!!]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/tosya-hilkatinde-yasiyor-olmanin-havsalasini-soylemek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/tosya-hilkatinde-yasiyor-olmanin-havsalasini-soylemek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><span style="color: #000000;"><strong>Tosya hilkatinde yaşıyor olmanın havsalasını söylemek.Bu çepreşik bir cümle.Açık edilmesi gerek.Bir dış müdahalenin içten taraftarlarının kalkışmasına maruz kaldık.Birimiz değil hepimiz mahvolmanın yok olmanın eşiğine geldik.Alemlerin Rabbi Allah esirgedi.Ülkenin ehemmiyetli yerleri bombalandı.Millet hedefe konuldu kurşunlar yağdırıldı.Bunu yapanlar da ağacın baltaya hayıflandığı gibi sana bir şey demiyorum beni acıtan sapının benden olmasıdır misali bizim evlatlarımız.Biz Tosya dayız.Darbenin akışını sürecini gelişimini televizyonlardan  takip ediyor ve hissiyat peydahlayıp akıl yürütüyoruz.Fakat bu toprakların insanıyız. Bizim de evlatlarımız var.Ve ülkenin başkomutanı bize diyor ki bu üç beş çapulcudan ziyade beyinleri gönülleri işgale uğratılmış ve bize silah olarak doğrultulmuş bizi bölüp parçalamak isteyen ülkelerin işidir.Bu kalkışmanın akamete uğraması için ey halkım meydanları terk etmeyin. Bu durumda bize düşen meydanda toplanıp dik duruşumuzu temsilen kahrolsun Amerika dercesine,kahrolsun tüm emperyalist güçler ve onların zavallı uşakları dercesine gönül birlikteliğimizi teyid etmek değil midir?Siyasi parti ilçe başkanlarının ve taraftarlarının hakikati bu meyanda hizalamaları gerekmez mi? Enaniyeti ve parti taassubunu bir kenara bırakıp,hesaplarımızı hesaplaşmalarımızı ehven bir vakte erteleyip bir ve birlikteliğimizi bayraklaştırmanın demini tutmalı değil miyiz? Çanakkale ruhunu fevc fevc alkışlatacak yüreğimizle meydanlara inip cephede durur gibi düşmana gözdağı vermeli değil miyiz? Biz tarihi kahramanlıklarla dolu ciddi bir milletiz. Bunun hamasetini yapmanın ötesinde içini doldurmalı hem iç hem dış düşmanlara biz meydandayız siz neredesiniz diye naralanmalı değil miyiz? Demem o ki ey Tosya lılar bizi değerli kılacak rütbelerimizi omuzlarımıza takmak için bundan daha ala bir fırsat olur mu? Müddeti belli ömrümüzü bereketleyecek daha hayırlı başka bir amel var mıdır? Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır demenin en haklı eşiğinde susmak ve taraf olmak ne zül bir bedbahtlıktır.Her kimse göğüs kafesin de taşıdığı yüreğini aklamak,içinin kirini küpürünü ayıklamak istiyorsa meydanın adamı olmalı.Meydanın adamı olmayan da oturup ben neyim kimim kimdenim demeye cesaret edip bu soruları cevaplamalı. Hesap gününün haklısı olmanın hayırlısı olmak adına siyasi görüşüne dini inancına parasına puluna köylüsüne kentlisine dair bir ayıklamaya tabii olmaksızın meydanları boş bırakmamalıyız ey halkım.</strong></span>

</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sivil Toplum, Asayiş, Siyaset, Güncel, Yerel, Analiz, Tosya Meslek Yüksek Okulu, Köşe Yazıları, Foto Galeri</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/tosya-hilkatinde-yasiyor-olmanin-havsalasini-soylemek</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Jul 2016 00:21:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2016/07/DSC_1945.jpg" type="image/jpeg" length="43670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KASTAMONU'DA KAZAKİSTAN'IN 550.YILI DOMBRA EŞİLİĞİNDE KUTLANDI]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/kastamonuda-kazakistannin-550-yili-dombra-esiliginde-kutlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/kastamonuda-kazakistannin-550-yili-dombra-esiliginde-kutlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>SERHAT AĞACIKOĞLU KASTAMONU (TRT)</p>

<span style="color: #000000;"><strong>ÜNİVERSİTEMİZ KAZAKİSTAN BAĞIMSIZLIK GÜNÜ KUTLAMASINA EV SAHİPLİĞİ YAPTI</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Kastamonu Üniversitesi Kazak Öğrenciler Birliği tarafından düzenlenen “Kazak Hanlığının 550 Yıllık Tarihi ve Bağımsızlığı Günü Kutlaması” bugün 3 Mart Konferans Salonunda yapıldı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Programa Üniversitemiz Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sezgin Ayan, S. Seifullin Kazak Tarım Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Nauanova AINASH ve Dr. Nurgül KAZANGAPOVA ile Üniversitemizden akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Programın açılış konuşmasını yapan Rektör Yardımcımız Ayan şunları ifade etti: “Bu yıl Türk dünyası için çok önemli bir yıl. 550 yıl evvel Kazak Hanlığı kuruldu. Bugün 550. yıldönümünü kutluyoruz. Kazak Hanlığının kuruluşu Rus çarlığını kuruluşu ile hemen hemen aynı tarihlere denk gelir. En az Rus devleti kadar köklü bir devlettir. Siz kazak gençleri bu köklü geçmişi bilirseniz, geleceğe sahip çıkabilirsiniz. 16 Aralık 1991 yılı Kazakistan Cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan ettiği yıl. Bu bağımsızlık ilanı büyük bir coşku ve heyecanla ilk kez Türkiye cumhuriyeti tarafından kabul edildi ve dünya devletlerine duyuruldu. Bağımsızlık günü bayramınız kutlu olsun, Kazak Halkının coşkusu bizim coşkumuzdur, hüznü ve kederi Türk Halkının kederidir. Çünkü biz kökü aynı olan iki devletiz. Kökü ezelde dalları ebed de bir Kazakistan Cumhuriyeti diliyorum. Bağımsızlığınız gök kubbe varoldukça daim olsun. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum”.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Kazakistan öğrenciler birliği temsilcisi, Kazakistan tarihi hakkında bir sunum yaptı. Kazak Hanlığının kuruluşundan şimdiki Kazakistan Cumhuriyetine kadar geçen sürede Kazak Halkının yaşadığı tarihsel dönemlere değindi. Kazak Halkının zor şartlarda bağımsızlığa uzanan hikayesini anlattı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Programda ayrıca dombra eşliğinde  mini bir konser verildi. Bağımsızlık şiirleri ve tiyatro gösterileri aynı zamanda Kazakistanlı öğrencilerin sergiledikleri dans gösterileri de programa renk kattı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Program Kazakistan’ın yöresel  yemeklerinin ikramıyla son buldu.</strong></span>

<img class="alignnone size-full wp-image-1045" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2015/12/DSC_0530.jpg" alt="DSC_0530" width="400" height="266" /> <img class="alignnone size-full wp-image-1046" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2015/12/DSC_0539.jpg" alt="DSC_0539" width="400" height="266" /> <img class="alignnone size-full wp-image-1047" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2015/12/DSC_0578.jpg" alt="DSC_0578" width="400" height="266" /> <img class="alignnone size-full wp-image-1048" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2015/12/DSC_0710.jpg" alt="DSC_0710" width="400" height="266" /><img class="alignnone size-full wp-image-1049" src="https://art37habercom.teimg.com/art37haber-com/wp/uploads/2015/12/DSC_0623.jpg" alt="DSC_0623" width="400" height="266" />
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Eğitim, Yerel, Tosya Meslek Yüksek Okulu, Köşe Yazıları, Foto Galeri</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/kastamonuda-kazakistannin-550-yili-dombra-esiliginde-kutlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Dec 2015 23:59:33 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2015/12/DSC_0623.jpg" type="image/jpeg" length="63107"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DÜŞEN RUS UÇAĞINA KARŞILIK YAŞAYAN ÇOCUKLAR VAR !]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/dusen-rus-ucagina-karsilik-yasayan-cocuklar-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/dusen-rus-ucagina-karsilik-yasayan-cocuklar-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><strong>DÜŞEN RUS UÇAĞINA KARŞILIK YAŞAYAN ÇOCUKLAR VAR !</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Birkaç gündür konuşulan mevzu düşürülen bir Rus uçağı. Eleştireler ve destekler var. Genel olarak da içinde kalp taşıyan insanları ve müslümanların faydasını düşünenleri memnun eden bir gelişmeydi.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Lakin, bir uçak düşürüldü ve düşürülen uçağın atamadığı bombalardan dolayı hala nefes alan ve umutları baki olan hatta savaş şartları altında yaşamaya çalışan çocuklar var. Hayatlarını bir bomba kadar uzatan çocuklar var. Gökyüzünde uçurtmalarını savaş uçaklarına takılmadan uçuran çocuklar var.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Evet, bir uçak düştü ama onun vesilesi ile hala namusuna dokunulma korkusunu azda olsa öteleyen kadınlar, bacılarımız var. Ailesine yemek telaşı taşıyan, ya gelirlerse diye her an namus korkusu olan kadınlarımız var.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Evet, bir uçak düştü ama diplomasinin az da olsa bir işe yaradığına, Müslümanların yararına kullanılacağına inanan yürekler var. Bir uçak daha düşse de zaman kazansak güçlensek ve o dağları temizlesek umudunu yeşertenler var.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Lakin, düşen sadece bir uçak değildi aslında güzel gösterilen, bir başarı gibi sürekli yazılan uçağın düşüşü bizim çaresizliğimiz idi. Kıtalara hükmetmiş Osmanlı’nın kemiklerini sızlatan, büyük bir kurtuluş mücadelesi veren Türkiye’yi bir uçak düşürme eyleminin arkasına sığındıracak kadar çaresizlik kokuyordu.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Bizde sevindik ama;</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Biz bir uçağı düşürdük diye sevinmedik, o düşen uçağın vesilesi ile umudu devam eden çocuklar ve kadınlar olduğu için sevindik. Biz uçak düşürdüğümüze bilinçsizle sevinen kafalara üzüldük.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Biz üç kıtaya hükmetmiş bir devlettik. Biz tüm dünyayı boğaza akıtmış bir devlettik ama şimdi sadece bir uçağın düşürülmesi insanımızı mutlu ediyor.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Nerden nereye geldik diyoruz içten içe. Ne şartlardan ne şartlara.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Ama yine de ‘’ o uçaklar düştükçe yaşayan çocuklar var…’’</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Her ne olursa olsun o dağ düşmemeli, düşse de yüreklerimiz kafirler karşısında düşmemeli. İnananların kafirler karşısında üstün olduğunu unutmamak gerek. Bizim büyüklüğümüz elbette bir uçaktan daha büyüktür.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>‘’Gevşemeyin ve üzülmeyin; eğer inanmış kimselerseniz, üstün olan sizsiniz. ‘’ (Ali İmran 139</strong></span></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/dusen-rus-ucagina-karsilik-yasayan-cocuklar-var</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Nov 2015 23:54:24 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2015/11/GetAttachment.jpg" type="image/jpeg" length="99920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AH ŞEYTAN AH !]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/ah-seytan-ah</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/ah-seytan-ah" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<em><strong><span style="color: #ff0000;">AH ŞEYTAN AH !</span></strong></em>

<span style="color: #000000;"><strong>  Tehlikeli düşmanımız olan şeytan çok akıllı ve çok bilinçlidir. İnsanların yaşamına, bilincine, bedensel ve ruhsal özelliklerine göre hareket eder. Bu düşmanlık, kıyamet kopana kadar devam edecektir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Yüce Allah şeytanla insan arasındaki düşmanlığı şöyle bildirir: “Şeytan size gerçekten bir düşmandır. Siz de onu düşman edinin.” (Fatır Suresi, 6)</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Şeytan, hedoizm ( hazcılık ve lezzetiye, yaşam amacının zevk ve mutluluktan ibaret olduğunu savunan bir dünya görüşüdür) ekolunü, kötü amelleri güzel gösterip pisliklerini, çok güzel ambalajlara koyup, insanlara sunuyor, bal gösterip, zehir ikram ederken, gözler kalpler kararıp hayrı ve hakkı göremez oluyor. Yaptığı işleri faydalı görüp, Kuran'a sünnete uyup uymadığına bakmadan oyalanıyor. </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong> “Şeytan onlara amellerini güzel gösterdi…” Neml Suresi, 24</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Şeytan, insanın yaptığı işleri güzel göstermekle kalmaz boş kuruntular ve hayellerle oyalar. Ölümü unutturup dünya zevklerine dalacak eğlenceler öne sürer. Bunları bazen kendisi, bazen de insan şeytanları ile başarır. </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Şeytan demagoji yeteneğinide çok süper kullanır, aldatıcı cümleler kurmasını iyi bilir. Daha gençsin, güzelsin, şimdi işin çok, sonra tevbe edersin, oda yapıyor ne olacak, Allah af eder, imanım var, yaşlanınca vaktim çok olacak, daha neler neler, tabiri yerindeyse, tam bir lafebesi gibi nerde ve ne şekil konuşacağını, neler yapacağını iyi bilir. </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>    Şeytanın yaptığı işleri gördükçe şaşırmamak elde değildir, Eee yaşına bakarsak, çok yaşayan değil çok gezen bilir felsefesinin tam tersi, çok yaşayan, tecrübeli, akıllı, kıyamete kadar mühlet verilmiş , şeytanın aklını yabana atmamak lazım. Tehlikesi, düşmanlığı çok akıllıca görünen işleri, aldatıcı cümleler kurması, insanın kan mecralarında dolaşması bu işi kolay yapmasına yardımcıdır. </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   İnsan şeytan ve nefis vesilesiyle neden yaratıldığını unutup, boş hayellerle, kuruntularla aldanıp gidiyor. Asıl amacı ibadet etmek olan insan haddini aşarak isyan ediyor.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Cenab-ı Hak Kuran'da  şöyle bildirir: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı.”Mülk Suresi, 2
“Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz sonunda bize   döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, 35)</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  O gün, Allah'ın huzuruna çıkan insan pişmanlığını hemen dile getirecek. Kuran'da  Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong><em>“O gün zalim, parmaklarını ısırır der ki: Eyvah!</em></strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong><em>Keşke o Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ândan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da yüzüstü, yalnız bırakır.”</em> Furkan Sûresi, 27-29
Şeytan ve nefisle imtihan olunan insan, şeytanın güçlü olduğuna inanır. halbuki Allah azzze ve celle Kuran'da “Şüphesiz şeytanın hilesi çok zayıftır.” Nisa Suresi, 76 , der. </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Şeytanın insanlar üzeride yaptırım gücü ( sultası) yoktur, eğer öyle olsaydı, insanlar ''Ya Rabbi şeytanı üzerimize sen musallat ettin, bize zorla yaptırdı derler ve özür beyan ederlerdi. Şeytanın hilesi zayıf olmakla beraber insanlar ona kapılıp gitmektedir. Bu durum onun güçlü olması değil, insanın cahil, bilgisizce, gaflet içinde ve akılsızca onu takip etmesindendir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Şeytanın düşmanlığı, sessiz ve gizli bir düşmanlıktır. Sesini duymasakta,  hergün defalarca fırsat kollayan vesveselerine şahit olmaktayız. Bu sesin şeytandan geldiğini hisseden kişi, kendini ona karşı korumuş olur. </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   İnsanın zaaflarını çok iyi bilen şeytan, bunları tek tek deneyerek, insanın ayağını kaydırmak için uğraşır. ''Kaleler zayıf yerlerinden feth edilirler'' Şeytan da insanın zayıf noktalarına hedef alır ve çoğu kez başarıya ulaşır. Kuran'da insanın zayıf noktalarını şu </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>şekilde anlatır, '' İnsanlara kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş mallar , altın ve gümüş, salma atlar, sağmal hayvanlar ve tarıma karşı arzular süslü kılındı '' Ali-imran süresi 14 de, bu sıralanan zayıf noktalar, hayatta imtihanı en zor olan zaaflardır. </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Bunların dışında da hırs (Bir şeyi elde etmek için duyulan güçlü istek, tutku), tama ( hırsla istemek, doymazlık,aç gözlülük, çok isteme), enaniyet ( bencillik ), asabiyet ( sinirlilik, öfke ), korku ( Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında uyanan kaygı duygusu), endişe ( düşünce, tasa, kaygı) gibi zayıf noktalarıda vardır. Tüm bu zaaflar işlenmeye müsaid madenler gibidir. Şeytan hepsini tek tek  dener, insanın hayatı boyuncada, hangine müsaidse değerlendirir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Kuran insanı, görünen ve görünmeyen Şeytanların vesveselerinden, şerlerinden Allah'a sığınmayı öğütler. “De ki: İnsanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlahına sığınırım, o sinsi vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların kalplerine vesvese verir. Hem cinlerden olur, hem insanlardan.” (Nas Suresi, 1-6)</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Şeytan pusudaki sinsi düşman gibi daima firsat kollayıp insanları avlamaya çalışır. İnsan vesvese geldiğinde euzübillahimineşşaytanirracim, derse şeytan siner, oradan </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>uzaklaşır ,uygun bir ortam görünce yine devam eder, taaki ayağını kaydırana dek. Şeytandan, şeytanlaşmış insanlardan, vesveselerinden, şerlerinden, Allah'a sığınırız.    </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  “Şeytan, kuşu aldatıp tutmak için ıslık çalan avcıya benzer. Kuş gibi öter. Kuş, hemcinsi zannederek, havadan sese doğru iner, tuzağa yakalanır.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong> Dünyada yüz binlerce tuzak ve dane vardır. Biz ise, aç ve hırslı kuşlar gibiyiz.”
<p>Duyduğumuz her sese kulak verirken, hayırmı şermi, faydalımı değilmi bilincine varmalı ve korunmalıyız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Kalın sağlıcakla</p>
Ayşe Şengün Bekret </strong></span></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür Sanat, Eğitim, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/ah-seytan-ah</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2015 23:01:26 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2015/11/12194881_1061618890517118_3086663299509896952_o.jpg" type="image/jpeg" length="21373"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KADINLARIN EŞLERİ  ÜZERİNDEKİ HAKLARI]]></title>
      <link>https://www.art37haber.com/kadinlarin-esleri-uzerindeki-haklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.art37haber.com/kadinlarin-esleri-uzerindeki-haklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><strong>KADINLARIN EŞLERİ  ÜZERİNDEKİ HAKLARI</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bir kardeşimin ricası üzerine;</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>      İnsanlığın serüveni kadar eski bir hikâyeydi kadın ve  erkeğin hikâyesi.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Bidayette söylem ve eylemlerle  'yaşanan vakıa' dan öteye geçmeyen mesele,kültürlerin oluşumuyla ''kültürel olgular ve  toplumları sürekleyen faktörler'' olarak karşımıza çıkmaktaydı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   'İnsan'merkezli olan kadın erkek meselesi,   yaratıcının insana peygamberleri aracılığıyla müdahalesiyle kütürel algıların hegomonyasından kurtarılarak vahiy kaynaklı ıslahın  alanlarından biri haline gelmiştir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Tevhid mücadelesinde Allah'ın mutlak hakimiyetini esas alan,ortak söylemleriyle toplumları  ıslah mücadelesi veren peygamberler, muhatabı oldukları bedevi toplumları  vahyin ışığıyla aydınlatmışlardır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Bu aydınlanma,son peygamberin muhatap olduğu bedevi Arap toplumunu vahyin müdahalesiyle hızlı bir şekilde  medeni bir topluma dönüştürmüştü.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Bu aydınlanma evresinde bir meta gibi alınıp satılan kadınlar  'Allah'ın emaneti' statüsünü kazanmıştı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Ancak peygamberin vefatından sonra İslâm kültürel birikimi, 'emanet edilen eller' ile olduğu yerden,olmaması gereken yere doğru inişe geçirilmişti.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Erkek egemen bir söylemle kadın erkeğin sadece  'kölesi' olabilmişti.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Peygamberimizin konu ile ilgili bize aktarılan söylemlerinin seçilmiş bir kısmı,  erkeğin 'kaybedilmemiş hakları'nı teslim eder formatta </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>kendisine kültürümüzde yer bulurken, diğer bir kısmı gözlerden uzak bir yerde, kadınların aleyhine olmak koşuluyla bir kenarda unutulmaya terk edilmişti.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim."</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Esefle belirtmek gerekir ki; Bu hadis müsteşriklerin İslâm dinini eleştirmelerinde kullandıkları yegâne malzeme olmuştur.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Veda haccından gelen ve Kadını 'Alah'ın emaneti' olarak bırakan öğreti,yerini kadını unutan fıkıh,ve hadis kitaplarına bırakmış,ve peygamber ,tabir yerindeyse sadece erkeklerin peygamberi olmuş,öğretileri ise sadece erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarını konuşan bir 'taşıyıcı' nın öğretilerinden öte bi anlam ifade etmeyecek şekilde tarihin tozlu raflarında hapsolmuştu. </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Öğretide 'kadın hakları' konulu hadisler kaynakların en 'okunamaz' yerlerinde saklanmış, adeta kaybolmuştu.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>    </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>    Dahası  'kadın hakları' tabirini kullanan herkes,modernitenin etkisinde kalmış feminist akımlar olarak suçlanmıştı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Bu durumda Allah'ın kadın kullarından bahsedenler,sessizce susturulmuş,meydan tek yanlı rivayetlerin ambargosuyla oluşan YANLIŞ DİN ALGISI na kalmıştı.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Doğal olarak bu durum en çok İslâm dini üzerindeki haksız 'haksızlık söylemleri'nin doğmasının en önemli nedeni olmuştu.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Oysa ne din, ne de din koyucu bunu murad etmemiş,ne feminist söylemlere ,ne de haksız erkek egemenliğine pirim vermemiş,kendi algı sistemini bunlardan bağımsız olarak kurmuştur.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong> "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer''öğretsiyle kadının eşinin sağ kolu olmasını sağlamayı amaçlayan Peygamberin söyledikleri,söylemediği şeylerden oluşan iftira seli arasında kaybolmuştur.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Yanlış din algısı inşa eden bu rivayetlerden birisinde ;</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz."</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Ebu Davud, Nikah 43, (2147).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bu hadisle ise kadına yönelik şiddet adeta teşvik edilmiştir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bir diğer rivayete bakalım;</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiğinde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan râzı oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler.''</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bir erkeğin davetine karşılık vermeyen kadın yerilirken kadını o yatağa 'gel/e/mez' hâle getiren erkekten hiç bahsedilmemiştir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bir başka rivâyette şöyle denmiştir: "Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lânet okurlar.''</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Bu rivayet,erkek ne yaparsa yapsın kadının tepki koymaya bile hakkı olmadığı algısını  hissettirecek kadar öne çıkarılmıştır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Bağlamında incelendiğinde anlamı olacak bu rivayetler bağlamından </strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>koparılarak öne çıkarılmış,kadının hakkını da teslim eden rivayetler ise hiç gündeme getirilmemiştir.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Kadını 'Allah'ın emaneti'derecesine yücelten bir peygamberin kadının kocası üzerinde var olan haklarından hiç bahsetmemesi düşünülemez.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   İyi niyetli bir kısım raviler,birkaç tane 'lutfen' hadis rivayet etmiş,geri kalanını toplumun vicdanına bırakmışlardır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Şimdi bunlardan bazılarına bakalım;</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayarhah olun."</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12,</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> 'Hayırhah'lıktan bahseden bu rivayet, tüm iyimserliğine rağmen kadının 'düzeltilemeyecek'bir yaratık'olduğunu vurgulamadan geçememiştir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Amr İbnu'I-Ahvas (radıyalİahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.''</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bu rivayet ise kadını 'esir' olarak va'z etmiş,kadının kocası üzerindeki hakları başlığı altında yine kocanın haklarını saymış,bitirememiştir.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong> Kadına ise sadece kocasının yediğinden yiyebilip giydiğinden giyebilme hakkı (!)nı 'lutfen'vermiştir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bu hadislerin senet ve metin tenkidi uzmanlarının işidir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Bizi ilgilendiren kısmı ise bunların karşısında hiçbir rivayetin öne çıkarılmamış olmasıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Kadını kocasına 'Allah'ın emaneti'olarak bırakan peygamberin birden fazla eşinin olduğu  göz önüne alınırsa, gelen rivayetlerde hakim olan,peygamberin eşlerinin huzurunu  sağlamayı başardığı gerçeği,peygamberin kadın psikolojisini gözeten bir eş olduğunu gösteren en bariz karinedir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Peki bize ulaşan bu din nassıl bu hale geldi?</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>  Bunun birçok nedeninden bahsetmek mümkün olsa da ilk söylenmesi gereken;</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong> Dinin erkek egemen bir toplumda tedvin dönemi  geçirmiş olduğu gerçeğidir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Rivayet kültüründe kadın algısının çarpıklıklarını Doç Dr ibrahim Sarmış'ın aynı isimdeki kitabına başvurarak bilimsel düzlemde görebilmek mümkündür.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   İlmihâl kitaplarımızda  kadının kocasına karşı görevleri başlığına karşın,maalesef kadının kocası üzerinde haklarını anlatan tek bir bab bile bulmak mümkün ol/a/mamıştır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Peki din bu mudur?</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>İnsanı yaratan Allah kadını bir birey olarak kabul etmemiş olabilir mi?</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Toplumları doğuran kadının mutluluğu en azından toplumlar için önemli değil midir?</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Çocukları mutsuz kadınlar eliyle yetişen toplumların insanlık için verebileceği ne olabilir?</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Erkeklere yüklenen tek vazife evin iaşesinin temin etmek midir?</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong> Klasik din tarifinde''insanın huzur ve mutluluğa götüren yol'' tanımı vardır.Buradan hareketle dinin insanın psikolojisini önemsememesi ve mutluluğunu sağlayacak şeylere değer vermemesi düşünülemez.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Allah insanı,dolayısıyla birbirinden az ya da çok olmamak koşuluyla kadın ver erkeği birey olarak görür ve mutluluklarını önemser.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   İnsan biyolojik bir varlıktır.Beden ve ruhuyla bir bütündür.Bedenin sağlıklı olması kadar ruhun da sağlıklı olması önemlidir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Dahası,ruhu hasta olan insanın bedeninin sağlıklı olmasından söz edilemez.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Yemek içmek ile bedenin ihtiyaçları karşılanırken,mutlu olmakla ruhun sağlığı sağlanmış olur.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Kadının mutluluğu,evin mutluluğunun teminatıdır.Sağlıklı çocuklar mutlu annelerin eliyle yetişir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Kadının mutluluğu ise eşiyle mutlu olmasından başka birşeyle mümkün ol/a/maz.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    İşte tam burda peygamber öğretisi olarak kadınların Allah'ın emaneti olarak görülmesi çok önemlidir.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Kadınların eşleri üzerindeki hakları biyolojik gereksinimlerin çok ötesinde,ruhsal gereksinimlerinin karşılanmasıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Evine geldiğinde güler yüz bekleyen her erkeğin, güler yüzlü olmak gibi bir sorumluluğu vardır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Erkek kapıdan girdiğinde Tv deki dizilerin takibinden daha çok eşinin duygusal gererksinimleri gibi bir görevi  gündeme almazsa kendisine cennet olabilecek yuvanın cehennem oluşunun nedenlerinden en önemlisini icra etmiş demektir.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Yapısı gereği mehremiyet ekseninde olan kadının dini hayatında eşinden başka bir seçeneği yoktur.Bu nedenle görülmeye farkedilmeye ihtiyacı vardır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Kadın kocasına ve evine tüm varlığıyla kendisini adarken bir varlık olarak kabul edililip buna göre davranış sergilemeyen eşinin sunduğu hayatıyla verimsiz bir eğitmen olur ki bunun ilk cefasını çekmek eşine düşer,sonrasında çocuklar bundan olumsuz yönde etkilenirler.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>    </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>    Kocasına süslenmek gibi bir görevi olan kadının en vazgeçilmez hakkı,onun tarafından aynı hassasiyetle muamele görmektir.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>     </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>    Erkeği kendisini yatağına davet ettiğinde ona karşı ''eş'' olma sorumluluğuyla yüklü kadının eşi üzerindeki en önemli hakkı, bu vazifesini hayvani bir vazife olarak değil,insan değeri bularak icra edebileceği koşulların eşi tarafından oluşturulmasıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Eşinin ailesine karşı kendi ailesi gibi davranma sorumluluğu, her iki tarafın da ihmal etmemesi gereken bir sorumluluktur.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>     </strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>  Peygamberimizin hz  Aişe ile olan diyalog ve iletişimi herkesin malumudur.Yılara rağmen devam eden bir sevgi,ve birlikte koşarak yarışmakta sembolleşmiş iletişim gücü kadının eşine sunacaklarının teminatı olacaktır.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   Teknolojinin zirve yaptığı zamanlarda,eşlerin birbirlerini ihmâl edecek kadar teknoloji bağımlısı olmaları ciddi bir sorundur.Her iki taraf için de hassasiyet gösterilmesi gereken bir husustur.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Kısacası kadın  ve erkek birbirini tamamlayan,birbiri olmadan yarım olan varıklardır.Hiç birisinin diğerini ''eşsiz'' bırakmaya hakkı yoktur.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>    Eşler birbirine ''eş''olmayı başarcak kadar hassas olmalı,ve bunu en önemli görev olarak bilmeli,bir iken ayrı olmamak için gerekli her şarta harfiyen uymalıdırlar.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Kadın da erkek de bir diğeri olmadan yarım kalan bir bütünün parçalarıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Her iki taraf da birbirinden sorumludur,karşılıklı hakları vardır.</strong></span>
<span style="color: #000000;"><strong>   İşe öncelikle'' Kadının eşi üzerindeki hakları'' başlığını kitaplara koymakla başlamalıdır.</strong></span>

<span style="color: #000000;"><strong>   Kültürel algıların bireyleri  kadın ve erkek hakları konusunda duyarsızlaştırdığı bir zamanda işin erbabının halkı  bu kültür erozyonunun etkisinden çıkaracak akademik,biilimsel,sosyolojik,psikolojik çalışmalar yapmaları gerekmektedir.</strong></span>

<strong><span style="color: #000000;">   Yeni bir kültür inşası,sorumluluğunun bilincine varmış bireylerin çabalarıyla mümkündür.</span></strong>

<p>SALİHA BAKICI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür Sanat, Eğitim, Analiz, Köşe Yazıları</category>
      <guid>https://www.art37haber.com/kadinlarin-esleri-uzerindeki-haklari</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Nov 2015 20:51:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://art37habercom.teimg.com/crop/1280x720/art37haber-com/wp/uploads/2015/11/1385831_224601784374378_1022286912_n1.jpg" type="image/jpeg" length="20248"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
